NELER OLUYOR BU ÜLKEDE

22 Ağu

Türkiye 01.02

Buradaki 01 Adana değil, Adana dahil Türkiye.

Neler oluyor bu Ülkede? Tersinden okursak, neler olmadı Türkiye’de? Neredeyse hayatın, toplumun, doğanın, toplumsal yapının, Siyasal ve sair olayların… kısaca hemen her alanın laboratuvarı gibiyiz.

Uluslararası ilişkileri düzenleyen, yürüten çeşitli birliktelikleri oluşturan siyasal, toplumsal, askeri, ekonomik ve sair yapılarda ‘Türkiye, stratejik bir ülke olarak tanımlanır.’ Hayatın bir çok alanında stratejik olarak tanımlanan bir coğrafya, siyasi alanda da stratejik konumdadır ve öyle olmaktadır. Ülkemiz siyaseti ve siyasi kurumları içerden ve dışardan çekiştirile çekiştirile, neredeyse başına gelmedik kalmadı. Bu tespitim CHP için de geçerlidir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulu bulunduğu çok özel bir coğrafyanın ve yakın çevresinin, hayatın her alanındaki tarihi de yaşamışlıklarla, yaşanmışlıklarla ve yaşatılanlarla dolu değil mi?

Atatürk’ün aramızdan ayrılışını başlangıç noktası alarak değerlendirmelerimizi sürdürelim.

1938’den başlayarak ve 2023 ortalarına değin öncelikle önemli siyasal, sosyal, toplumsal olayları anımsatmak ve bazı hususları kısaca değerlendirmekle yetineceğim. Çoğunuzca bilindiği üzere, konuyla ilgili olarak çok sayıda yapıt ortaya konulmuş, değerlendirme yapılmış, filmler-diziler çekilmiş, başkaca kültürel-sanatsal-bilimsel yapıtlar verilmiştir.

Sayılanların bilinciyle, dikkatle ve özenle hareket ederek hafızamı, okuduklarımı, yaşadıklarımı, gözlemlediklerimi, yaşantımın iz bırakanlarını, günümüze çağırarak, anımsamaya çalışarak, yaşananların en azından bir bölümünü, 85 yıllık bir geçit töreninde izlemeye, anımsamaya, dersler çıkarmaya ne dersiniz?

Yıl 1938. Gazi M.Kemal Atatürk bedenen yok artık. Bir yıl öncesinden beri Celal Bayar Başbakandır. Genç Cumhuriyetin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’dür. Seçilişinde yaşananlar tartışmalı olmakla birlikte ülkenin 12 yıl Cumhurbaşkanlığı’nı yapacaktır.

İkinci Dünya Savaşı kapıdan içeri girmek üzeredir. Türkiye’nin Savaşa girmesi için çeşitli çevrelerce sayısız zorlamalar ve oldu bittiler yaşanmış, yaşatılmış olmasına rağmen Türkiye savaşa kendi yöneticilerinin akılcı ve mantıklı tutumu sonucu sokulmamıştır. O arada eğitim öğretim, sanayileşme, demiryol ulaşımı ve sair konularda azımsanmayacak atılımlar yapılır; kurtuluşun kuruluşu hızla tamamlanmaya çalışılır. Atatürk döneminde başlatılan atılımlar çok kıt olanaklara rağmen ileri noktalara taşıtılır. Dünden kalan borçlar ödenir, bir TL neredeyse bir dolardır. İnişler-çıkışlar yaşanır. Çok sıkıntılar çekilir, Savaşa rağmen savaşsız bir ortamda, 1946’ya bir şekilde gelinir.

Yıl 1946, daha önceki başarısız denemelerden sonra nihayet, sınırlı ve noksan da olsa çok partili sisteme geçilir. 1950’de, olması gereken kurallara ve ölçülere kısmen uygun konumda, ikinci seçim yapılır. İktidar muhalefete devredilir. İnönü bir takım çevrelerin baskısına rağmen Çankaya’yı sessizce ve hemen boşaltır. Menderes Başbakan, Bayar Cumhurbaşkanı’dır.

Türkiye çok partili siyasal kulvarda emekleme dönemini yaşamaktadır. Halk hala ağırlıklı olarak köylü toplumudur. Bir köylü toplumu olan ülkede; muallim mekteplerine, Eğitmen atamalarına, Köy Enstitülerine rağmen, okur-yazarlığın düşüklüğünün yüksek düzeyde yaşanıyor olduğu bir toplumda demokrasiye, daha doğrusu çok partili sisteme geçişin erken olduğu çok tartışılmış olmakla birlikte iktidar devredilmiştir. İnönü mealen, ‘çok partili sisteme geçmek benim, tek parti CHP’sinin en büyük başarılarından biridir,’ diyerek geçişin kansız ve olaysız oluşunu savunmuş ve hep arkasında durmuştur.

1950’ye gelinirken hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı, kırsaldaki halkın tek parti CHP’sini jandarma ve benzeri devlet odaklarından gelen baskılarla bütünleştirdiği, çeşitli mağduriyetlerin yaşandığı, bedeli ağır boyutlarda ödenen bireysel ve toplumsal olaylar gerçekleşmiş ve bunlar sürekli tartışma konusu olmuştur. Bazıları aradan geçen bunca zamana rağmen olmaya da devam etmektedir.

 Köy Enstitülerinin kapatılma girişimlerine etkin olarak karşı çıkılmaması, onlarcası arasından  örneklem olarak anımsatalım ki; Sabahattin Ali’nin Nisan 1948’de Kırklareli’nde başının taşla ezilmesi, Van Özalp’te 33 Kürt yurttaşın 32’sinin yargısız infazı… benzerlerinden sadece bazılarıdır. Hükümetler veya devlet kurumları yaşanan olaylar üzerinden mağdur edilen çevreler ve toplumla yüzleşmekten hep kaçınmış, resmi açıklamaların ve resmi görüşün ötesine geçmemiş, geçememiştir. Geçmemeye de devam edilmektedir.

Siyasal yargılamalar, mahkemelerin kuruluş ve işleyişleri, coğrafi anlamda Tunceli’yi de içine alan Dersim bölgesi başta olmak üzere askeri harekatlar, bazı aydın ve yazarların başına gelenler, Alman etkisiyle, güvenlik refleksiyle açıklanıp geçilemez. Batıdan yardımların başlaması, kuzeyden sebebi çok da anlaşılamayan, farklı değerlendirmelere konu edilen tehditler-toprak talepleri, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Yalta denilen bir kasabada Dünyanın iki kutup-iki sistem arasında paylaşılması, … hep gündem olmuştur.

Sonuçta eksikleri olsa da Türkiye artık çok partili sisteme geçmiştir.

Yıl 1950’den 1960’a gidilirken ülke iktidarı; Nato’ya girmiş, ABD yardımlarının alınması yoğunlaşmış, barış gönüllülerinin ülkeye girişi hızlanmış ve çoğalmış, ulusal sanayileşme ve yerli sermaye birikimi hamlesi duraklamış, hatta kesintiye uğramıştır.

Her kesimden muhalefet ve Üniversite’ler başta olmak üzere Cumhuriyet’in kurum ve kuruluşlarına neredeyse savaş açılmış, baskıyla, hak ve özgürlükleri kısıtlayarak mevcut siyasi yapı iktidarını sürdürmeye çalışmıştır. Parlamentoda temsili az olmakla birlikte başta CHP olmak üzere muhalefet yapıları, etkili, büyük ve haklı karşı çıkış sergiler. Üniversiteler, ki İstanbul, Ankara’dadır, bilime ve özgürlüklere yapılan engelleme ve baskılara büyük direnim gösterir. DP her kesimin iktidarı olarak gelmişti ama böyle sürdürülemezdi. Nitekim sürdürülemedi. Demokrat Parti iktidarı safını ağalardan, beylerden, uluslararası sermayeden yana kullanarak, daha doğrusu aslına-konumlanması gereken yere rücu ederek, sınırlı Demokrasinin olanaklarını yanlış zeminde kullanmaya devam ederken önüne Nisan-Mayıs1960 çıkar.

Yıl 1960’ın 27 Mayıs’ında iktidara karşı askeri darbe gerçekleşir. Darbeyi kısmen emir komuta zinciri içinde askerler yapar. İktidar önde gelenleri tutuklanır.

Kendi içinde uyuşmazlık yaşayan askeri konseye (Milli Birlik Konseyi-Komitesi’ne) çeşitli kurum ve kuruluş temsilcileri eklemlenerek, o günün koşullarında çağını aşan bir Anayasa yapılır, halk oyuna sunulur.. İhtilal günü “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” adıyla Bayram ilan edilir.

Darbeyi kim, ne, neden, nasıl, yapılan ve yaşananların hangisi tetiklemiştir? Tartışması bu gün dahi sürmektedir. 57 seçimlerinde iktidarın oy oranı önemli ölçüde gerilemiş, muhalefet (CHP) ciddi anlamda yükselişe, derlenip toparlanmaya geçmiştir. Muhalefetin üç partisi “muhalefet cephesi” adı altında iktidarın “vatan cephesine” karşı cephe kurmuştur. İktidar %48.6, muhalefet %51.4 oy almasına rağmen seçim, çoğunluk seçim sisteminin azizliği nedeniyle muhalefete iktidar olma fırsatı vermemiştir.

CHP 1959’da (İlk Hedefler Beyannamesi ) adıyla anılan bir manifesto yayınlamıştır. Asıl tartışma, darbe olmasaydı iktidar seçim sandığında zaten yenilecekti, dolayısıyla darbe muhalefetin (CHP’nin) iktidarını engellemiştir, yargısı üzerinden yürümekte olup bilinmelidir ki, bu yaklaşımın taraftarı az değildir.

On yıllık DP iktidarı sürecinde etkisi yıllarca sürecek unutulmaz izler ve sonuçlar bırakan çok önemli siyasal ve toplumsal olaylar gerçekleşmiştir. Bunlardan biri  İstanbul’da yaşanan 6,7 Eylül 1955 olaylarıdır. Sonradan anlaşılmıştır ki, olaylar tam anlamıyla bir provokasyondur. “İyi saatte olsunlar”, bir şekilde devreye girmiştir.

Türkiye devam eden onlu, yirmili yıllarda 55 olayları boyutlarında olmasa da çok sayıda toplumsal ve siyasal olay yaşayacaktır. Sonucu göz yaşıyla biten, arkasında her anlamda hukuksuzluk bırakan türden olayların üstüne gidilmemesi, faillerinin meçhul kalması; toplumsal olayların, Devletin Ali menfaati, Bekasının gereği… denilerek geçiştirilmesi, daha sonra yaşanacak fail-i meçhullere, sonu acı biten başkaca olaylara zemin hazırlayan sebeplerden biri olmuştur.

Süreçte CHP’nin bir kanadı Devlete sahip çıkmak adına sessiz kalmış ya da resmi açıklamalara destek vermiştir. Oysa bu türden toplumsal, sosyal, siyasal olaylar nerede yaşanmışsa üstüne gitmek başta CHP’nin işi ve önceliği olmalıydı. Devletin, kurumların kökleşmesi, toplumu ve Devleti daha sağlıklı noktalara taşımasının anılan türden olaylara karşı etkin refleks ve duyarlılıktan  geçtiğine inananların sayısının az olmadığı kanaatindeyim. Kanımca doğru ve gerekli olan da budur.

O arada devrilen iktidar mensuplarının önde gelenlerinin yargılamasına yönelik olarak kurulan Yassıada Mahkemelerinin kuruluş ve işleyişi hep tartışma konusu olmuş ve devamında iade-i itibarlar gündeme gelmiştir. Özel-Siyaset etkili Mahkemelerin Hakimleri unutuldu, hükümler ortadan kaldırıldı. Türkiye bunu sonraki onlu yıllarda hep yaşadı, yaşamaya da devam ediyor.

Sonra neler oldu? Neler olmadı ki? Devam edecek.

Haziran 2023/ANKARA

Av. Abidin ŞAHİN