Türkiye Tipi Başkanlık Gelmeden Gelmişti

26 Ağu

Türkiye, 01.06

Türkiye’de yarı başkanlık, başkanlık belirli çevrelerde uzun yıllardır tartışılıyordu. Tartışılan, Başkanlıkla gelen 2017 Başkanlığı birbirine ve dünyadaki mevcut Başkanlıklardan hiç birine benzemiyordu.

Gelişi zaten hukuksuzlukla maluldü. Oylama günü oy atma işlemleri başlayan seçim sandıklarına mühürsüz zarflar, pusulalar atılmaya başlanmıştı. Saat 10.00 gibi yüksek seçim kuruluna ulaşan itirazlara karşı  Kurul; “mühürsüz oyların geçersiz olacağını” karara bağlamıştı.

Doğuda sandıklar kapandıktan, batıda kapanışa sadece 15 dakika kala sandığa atılan oy pusulası ve zarfların mühürlü olup olmadığına bakılmayacağı, “mühürsüzlüğün geçersizlik sebebi sayılmayacağı” YSK tarafından alınan kararla seçim kurullarına ve sandık görevlilerine, yurttaşlara acilen duyuruldu.

Kararları yargı denetimine tabi olmayan YSK büyük bir hukuksuzluk yaparak, maç biterken kural değiştirmiş ve yeni kural koymuştu. Anlaşılan “hayır”lar çoğunluktaydı. Oyun tutmamış, bozulmuştu. Yeni bir oyun kurmak gerekiyordu. YSK üzerinden kurulması kurgulanan oyun çoktan kurulmuştu bile.

İşte bu noktada bir bütün olarak “hayır”cı yapılara, partilere ve yurttaşlara meşru zeminde direnim hakkını kullanmak kalmıştı. Fakat bu direnim birkaç soyut söylemin, sözlü beyanın dışında, neredeyse hiç gösterilmedi. Sarı öküze biraz daha yaklaşılmıştı.

Yeni sistemle; bir kişiye yetki verilirse her şey kısa sürede düzlüğe çıkacaktı. Hak ve özgürlükler oracıkta genişleyecek, anarşi önlenecek, mal ve can güvenliği sağlanacak, kararlar çok hızlı alınacaktı. Ekonomi düzelecek, gelir düzeyi artacak, sanayide atılım yapılacak, kalkınmış ülkeler arasındaki yerimiz daha yukarılara çıkacak, ülkemiz yatırım çekecekti. Hasılı gelen sistem her derde deva idi.

Oysa gelen, getirilen sistem,  eşyanın doğasına aykırıydı. Bilen biliyordu ama halkın önemli bir kesimi buna itiraz etmez noktaya bir şekilde gelmiş ve getirilmişti. Bunda uzun süredir Devleti yöneten hayırcı yapıların da payı büyüktü.

O arada dünya genelindeki çok yönlü irdelenebilecek gelişmeler de otoriter sistemlere geçişi kolaylaştırır olmuştu.

Ülkemizin yönetim kademelerinde Atatürk’ün adı anılmıyordu ama, O’nun “çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkma” hedefi say ki gerçekleşecekmiş gibi bir hava yaratılıyordu.

Nerede bir sorun alanı varsa hemen ve oracıkta çözüm üretilecekti. Azıcık kafası basan, birazcık ileriyi görenler için böyle olmayacağı, olamayacağı baştan belliydi. Yasama, yargı ve yürütme tek elde toplanıyordu. Üç erki yürütmede birleştiren sistem yürütmeyi de bir kişiye teslim etmişti.

Yaklaşık on yıldan beri dünyada “parlamento”ları sorgulayan, tek adam sistemine dönülen, halkın mevcut sistemden şikayetini “Ben çözerim!” mantığıyla oya tahvil edilen bir anlayış ve uygulama yaygınlaşıyordu. Siyasi Partilerin, özellikle de çoklu temsilin gerekli olup olmadığı dahi tartışılır olmuştu. İşte biz Türkiye olarak Başkanlığa böyle bir dünya ortamında geçtik. Hem de demokratik değil otokratik başkalığa…

Tekli, otokratik, popülist… sistem sağından solundan uç, kısa sürede meyvelerini vermeye başlamıştı. Hem de mevsimsiz olarak, mevsimini beklemeden. Ağustosta kar yağmaya başlamıştı, ovalara-dağlara…

2018 yılında yerel seçimler erkene alınarak bir seçim daha yaşadık. İktidara karşı duran bazı partiler ve oluşumlar devre dışı bırakılmak isteniyordu. Muhalefet kimi konularda atak davranarak oyunu bozan, beklenmedik gelişmelere yol açan eylemleri gerçekleştirdi.

Burada Kılıçdaroğlu’nun hakkını bir kez daha teslim etmek gerekir.

Cumhur ittifakının bileşenleri tarafından seçime sokulmak istenmeyen İyi Parti’ye CHP’den on beş milletvekilinin geçmesinin sağlanması bunlardan sadece biriydi. Sonradan yapılan bazı anımsatmalar veya “diyet” benzetmeleri yerinde olmadığı gibi, gerçeğin ifadesi de olmamıştır.

CHP ile İyi Parti arasındaki bu atak, 2019, 31 Mart yerel seçimlerinde millet ittifakı olarak birlikte davranan iki Parti ve dışardan destek veren HDP ve diğer oluşumlar gibi bazı partilerin, dahası demokrasi, hukuk… arayışı içinde içindeki diğer çevrelerin tutumuyla olumlu sonuçlarını vermişti. CHP 11 büyükşehir belediyesini almıştı.

O arada Doğu illerinde HDP’nin Belediyesini kazandığı illeri ve kısa süre sonra Başkanların başına gelenleri unutmamak gerekir.

İktidar bunlardan İstanbul’u teslim etmek istemiyordu. İstanbul’da “Bir şeyler oldu ama ne oldu!” diyenler sürekli bir şeyler peşindeydi.

İstanbul Belediye Başkanlığı seçiminin, Başkan sandığındaki oylar açısından hukuksuz ve yasal dayanaksız olarak yenilenmesi kararı sonrasında 23 Haziran’da yapılan ikinci seçim tam bir Siyasal laboratuvardı.

Ankara’da görev yapmama, Ankara ikametli olmama rağmen 23 Haziran seçimlerinde CHP İstanbul İl Başkanlığı Hukuk kurulu tarafından Sultangazi İlçesi Habipler bölgesinde (Semtinde) görevlendirilmiştim.

Sabah altıda görev bölgemde hazırdım. Orada hazır bulunan semt, okul-bina, sandık görevlilerinden bazılarıyla tanıştıktan, görev bölgesine gelen avukatlarla bağlantı kurduktan ve bir wtsapp grubu oluşturduktan sonra ilk iş olarak Sandığın birindeki görevine yetişemeyen CHP temsilcisinin yerine o anda hazır bulunan Saadet Partili bir kişinin görevlendirmesini yaparak millet ittifakı lehine bir adım atılmasını sağladık.

Amacımız gerçek bir hukukçu duruşu sergilemek, hukuka uygun olarak, sandığa giren iradenin aynıyla tutanaklara-sonuca yansıtılmasını sağlamaktı.

 Gün içinde, görevlilerin görev noktalarından ayrılmamalarını, dayanışma içinde olmalarını, nereden ve kimden gelirse gelsin, hukuksuzluklara anında müdahale edilmesini sağladık ve öncülük ettik.

Gün boyu İBB’nin ambulansları ve her türden araçları seçmen taşıdı. Yatalak seçmenlerden bazıları asansörsüz binada katlara çıkartılamayınca sandığın aşağıya indirilmesi gibi zorlamalı taleplere sandık görevlilerinden önce müdahale ettik. Özellikle Büyükşehir Belediyelerini yönetiyor olmanın ne kadar önemli olduğu somut olarak bir kez daha önümüzde sergileniyor ve ders veriliyordu.

Görevli olduğumuz bölgede bir önceki seçimde AKP’nin %75 civarında oy aldığı söylenmişti. Bu oran dikkate alınması gereken önemli bir ölçüydü.

Habipler; Gazi Mahallesine komşu, farklı toplumsal yapı özelliğine sahip bir bölgeydi. Bölgedeki seçmenin önemli bir bölümünün Erzurum ve Rizeli olduğu tespiti yapılmıştı. Bunların bir kesiminin iktidarın adayına ve dolayısiyle iktidara oy vermek istemediklerini, İmamoğlu’na oy vermek istediklerini ama CHP’ye oy vermeye ellerinin varmadığını söyleyerek, oy kullanmamak için otobüs kiralamak suretiyle memleketlerine gittikleri, söylendi.

HDP seçmeni olduğu anlaşılan kişilerden özellikle kadınların, geleneksel kıyafetlerini giymiş olarak, düğüne ya da Bayrama gider gibi gruplar halinde oy kullanmaya geldiklerini bizzat gözlemledim.

Solda konuşlanmış kesimin bilinçli ve akılcı desteğini de atlamamak gerekir.

Akşam sandıklar açıldığında, semtin CHP oylarında (Mart 31 sonuçlarına göre) %6’lık bir artış gözleniyordu. Kanaatimizce daha sandıklar açılırken İmamoğlu rahat ve açık ara kazanmıştı. Öyle de oldu.

2019 yerel yönetim seçim sonuçlarına nasıl bakmak gerekir: İyi Parti yetkililerine göre, şehirlerde CHP kazanmış, kendilerinin bir kazancı olmamıştı. CHP örgütlerine göre, çok iyi hazırlanmış ve çalışmışlar, o nedenle özellikle büyük şehirlerde başarı getirmişti.

Her kesim ve grup kendi çapında ve bakış açısına göre, derinliğine araştırma ve analizden yoksun değerlendirme yapıyordu.

Başarının temelinde;

-Öncelikle kentli insanların bilinç, sosyolojik özellikleri, artık yeter diyen tavır ve duruşları geliyordu;

Diğer deyişle özellikle halk kitleleri, bilhassa büyük kent insanı değişime hazırdı, bir kıvılcım gerekiyordu. O kıvılcım bir şekilde çakılmış, çoban ateşi yanmıştı.

-Bunun yanı sıra adayların ve muhalefet genel başkanlarının kararlı duruşları ve risk üstlenmeleri, ayrıntıları kamu oyu önünde yaşanan ve halen yaşanmakta olan bedel ödemeleri;

-Örgütlerin (bilhassa İstanbul’da) daha dikkatli ve özenli çalışmaları,

-Adayların kentlere denk düşmeleri,

-Muhalefet bileşenlerinin geniş bir yelpazede ve sandıkta buluşması,

-HDP seçmeninin ve cezaevindeki eski eş genel başkanlarının Edirne’den verdiği ses ve kararlılığını, akılcılığını, mantıklı duruşunu sürdürüyor olması… nın yattığı kabullenilmelidir.

Seçim geride kalmıştı. Ankara ve İstanbul BB’lerinin Başkanlardan yana meclis çoğunluğu yoktu ve işleri zordu. Onlar zor da olsa kimi hizmetleri gördüler, başkanlık yetkilerini-yeteneklerini kullanarak kimi kararları aldılar, başta kentlerinin halkı olmak üzere geniş bir kesimin gönlünü kazandılar ve kendilerinden söz ettirmeyi becerdiler.

2020, 2021 kovit-19’la geçti. Tarih, resmi ağızdan kabulle 11 Mart 2020’ydi. Süreçte CHP’li belediyeler, kıt olanaklarına rağmen, bireylerin gereksinimlerine yönelik hizmetlerini, halkın maddi ve manevi boyutta geniş desteğini doğru zeminde yanlarına alarak, giderek artan oranda genişleterek sürdürdüler. Bana göre Sağlık Bakanlığı’ndan daha popüler hale geldiler.

En azından bulaşıcı hastalıktan ölenleri, merkezi idare yetkilileri sayamadıysa, mezarları saydılar. Tespit ettikleri tutarsızlıkları; dikkatli ve ölçülü tutumlarını sürdürerek kamuoyuyla paylaştılar.

2017’den 2023’e gelinirken en çok tartışılan konuların başında ittifaklar gelmektedir. Bunlar: Cumhur İttifakı, Millet İttifakı, Emek ve Özgürlük İttifakı, Ata İttifakı… vd. olarak sıralanmaktadır.

Cumhur İttifakı’nın başlangıcı, (E. İhsanoğlu’nu duyumlara göre MHP önermiş, CHP kabul ve ilan etmiş olmasına rağmen) 2014 yerel yönetim seçimleridir. 2015 genel seçim sonuçları ittifakı pekiştirdi ve netleştirdi.

 Millet İttifakı, dörtlü bileşeni tarafından 5 Mayıs 2018’de (CHP, İP, SP ve DP) kuruldu. Daha sonra Deva ve Gelecek Partisiyle Altılı Masa’ya dönüştü. Başlangıcı bir seçim ittifakı iken giderek belirli ilke ve mutabakatlar çerçevesinde “farklı zeminde ihya, dönüşüm ve değişim” ittifakına dönüştü.

Millet İttifakı; güçlendirilmiş Parlamenter Sistemin kurulması çerçevesinde, demokratik genişleme, hukukun üstünlüğünü yeniden inşa etme… temelinde yürüdü. 30 Aralık 2021’de ortak politikalar mutabakat metni; 28 Şubat 2022’de güçlendirilmiş parlamenter sistem mutabat metni kamuyla paylaşıldı. Anılan metinler; ilke, yol haritası, planlama ve program metni konumundaydı.

Millet İttifakı adayını açıkladı, oracıkta kıyamet koptu. Anlaşılan süreçte aday konuşulmamış, seçimlere nasıl ve hangi ittifaklar altında girileceği her yönüyle analiz edilmemiş veya konuşulanlar toplantı masasında kalmış. Yazık olmuş onca toplantıya ve verilen zamana…

Millet İttifakı en önemli çatlağını 2 Mart 2023’te Akşener’in, “Şahsi hırslar Türkiye’ye tercih edildi, masa notere dönüştü, İP ölümle sıtma arasında tercihe zorlandı…” beyanıyla yaşadı. Bu çatlak seçimlerin sonuçlarına doğrudan etki eden önemli bir neden olarak ittifaklar tarihinde, kara bir gün olarak, yerini aldı…

14 Mayıs 2023’te yapılan Genel ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Cumhur ittifakı toplamda 323 milletvekili alırken, kalan 277 milletvekili; Millet ittifakı, Emek ve Özgürlük İttifakı arasında paylaşıldı.

Sonuçlara göre İktidar bileşenleri seçimi birlikte kazanmış, muhalefet ise toplamda 277 milletvekiliyle yine muhalefette kalmıştı. CHP listelerinde seçime katılan millet ittifakının dört partisi toplamda 38 milletvekili elde etmişti.

İttifakın oluşumu karar alma koşulları, adayların belirlenmesi ve illere dağılımı gibi hususlar daha başından sorunlarla yüklüydü. Masanın taşıyamadığı yükü halk hiç taşıyamayacaktı.

HDP ardılı yeşil sol bileşenleri ve biraz içinde biraz dışındaki İşçi Partisi  yeterince başarı gösterememişti.

İktidar bileşenlerinin kullandıkları olanaklar ve seçimin kaderini belirleyen iç ve dış seçmen yığılmaları, halkın popülizme kapılması ve otoriterliğe eğilimi sonuçlarını vermişti.

Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kaldı. Birinci turda Erdoğan %49.52, Kılıçdaroğlu %45. 88, Oğan %5.17, İnce ise %0.43 oy almıştı.

İkinci turda Erdoğan %52.18, Kılıçdaroğlu 47.82 oranında oy aldı, Erdoğan yeniden üçüncü defa Cumhurbaşkanı seçildi.

Anlaşıldığı kadarıyla 14 Mayıs sonrası için İktidar ittifakının B planı hazırdı ve hemen yürürlüğe konuldu. Muhalefet B Plansız yakalanmıştı. Yahut vardı ama yeterli ve işlenmiş değildi.

İşte bu noktada muhalefet cephesindeki iki ittifakta kıyamet koptu. Millet İttifakında öfke, ağıt ve gözyaşı hakimdi. İlerde her halde toparlanacaktır. Ne kadar yeteceğini, kimlerin ne yapacağını hep birlikte göreceğiz.” Emek-Özgürlük,” içerden yanıyordu. “Ata” emekleyemeden kapaklanmış, “Sol Güç Birliği” beklendiği gibi bir varlık gösterememişti.

Bir nefes alalım… Sağlığa iyi gelir. Oksijensiz olmuyor.

Haziran 2023, ANKARA

Av. Abidin ŞAHİN