YÜZYILDAN ÖTE BİR CUMHURİYET

27 Eki

Daha nice yüzyıllar geçecektir. Cumhuriyetimiz değil yüzyıllar yaşlanacaktır.

Yaşlanmak hayatın en güzel süreçlerinden biri, doğanın gereğidir. Yaşayan yaşlanır. Yaşlanmak geriden gelene hayat verir. O arada yaşlanmanın izafi olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Neye, kime göre, nasıl yaşlanmak?

Zamanı durdurmak mümkün olmadığına göre yaş almak, günleri, ayları, yılları geride bırakmak kadar doğal ve güzel bir durum olamaz.

Kurumlar ve devletler açısından önemli olan kendini yenileyerek genç, dik, dinamik olmak ve sağlıklı zeminde ayakta kalabilmektir. Bütün olumsuzluklara rağmen Türkiye Cumhuriyeti temel ilkeleri, kurucu ve olması gereken değerler üzerinden kendini yenileyerek ayakta kalmaya devam edecektir.

Sözün özü, kurumlar ve devletler de yaş alır.

Benim kuşağım Cumhuriyetin birinci çeyreğine geç kalmıştı ama üç çeyreğini aktif olarak yaşadı. İkinci çeyreğinin başlarında çocuktum, erken yaşta birçok konuyla ilgiliydim, sonlarına doğru genç yaşta bir meslek insanıydım. Görev yaptığım, Gölyaka bucağında (Nahiyeydi-şimdi İlçe), Nazım’ın Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan bölümler okuyarak, Cumhuriyetimizin 50. yıl törenlerini yönetmiştim.

 O yıllarda Cumhuriyet Bayramları ülkemizin hemen her yerleşkesinde bir başka türlü kutlanırdı. Şimdilerde betona gömülen Ankara Hipodrom’unda da öyle kutlanırdı.

Kasaba ve yakın çevresindeki yerleşkelerde var olan tüm meslek gruplarının Bayramın geçit törenine, öğrencilerin arkasından katılmasını planlamıştık. Nitekim öyle de oldu.

Düzce/Gölyaka, Türkiye’nin en verimli toprakları, en güzel doğası üzerinde kuruludur. Birçok yöremize benzer biçimde, beşeri coğrafyası ve toplumsal yapısı heterojendir. İnsanı çalışkan, zeki, atılgan, yetenekli ve girişimcidir.

Orman ürünlerinden, demir işlemeciliğine, el sanatlarına, zanaatın her dalına kadar iş yapan, üretimin içinde olan meslek grupları, aileler vardı.

Halk, Belediye önündeki küçük meydanı ve meydana açılan cadde ve sokakları büyük bir keyif ve coşkuyla doldurmuştu.

Her meslek grubu ve farklı kesim, araç üzerinde, yaya ya da başka bir şekilde geçit törenine mesleğini icra ederek, mutluluğunu ve hoşnutluğunu yaşayarak katılmıştı.

Çevre köy ve kasabalardan binlerce kişinin, her kademedeki Devlet erkânının katıldığı muhteşem bir törendi. Cumhuriyetimize yakışacak ne varsa, o gün hepsini her kesimden halkla birlikte yaşamıştık.

Çünkü EN BÜYÜK BAYRAM kutlanıyordu. Cumhurun kendi Bayramı kutlanıyordu.

O Bayram herkesin Bayramıydı. Üstelik giderek artan oranda ve kapsamda Demokrasiyle taçlanmıştı. O taç, kralların, Sultanların değil halkın-ulusun tacıydı. Meydanlara girişin tacıydı.

Tarih 1973’tü.

Cumhuriyetimizde birçok değerin buluştuğu gibi, Efteni gölünde Küçük Melen-Aksu Çayları buluşur. Dağların, ormanların temiz suyu, bir uçtan bir uca gölün dört köşesindeki her türden ağacın köküne, dallarına, yapraklarına dokunduktan, çeşit çeşit bitkisine renk kattıktan, yeşilin ve renklerin her tonunu birlikte yaşadıktan, su ürünlerine hayat verdikten, üzerinde donatılı sarı-beyaz Nilüferlerle sarmaş dolaş olduktan sonra, günü gelende İstanbul’u dahi sulayacağından habersiz, ırmaklaşarak Büyük Melen olup Karadeniz yolculuğuna devam ediyordu.

Ne mutlu bize ki; şimdilerde Cumhuriyetimizin yüzüncü yılını kutluyoruz.

Yıl 2023. Nereden nereye?!

Şundan hiç şüphem yoktur, bizden sonraki kuşaklar bu topraklar üzerinde daha nice yüzyıllar boyu demokrasiyle taçlanmış, her türlü temel hakkın koruma gördüğü-yaşama fırsatı bulduğu hukukla içselleşmiş en büyük Bayramımızı kutlayacaklardır. M.K. Atatürk’ün işaret ettiği üzere, “çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkmış olarak.” hem de huzurla, gönençle, mutlulukla, sağlıkla…

Ülkemiz sadece sınırları bir şekilde belirlenmiş bir toprak parçası değil; uygarlıklar beşiği olmanın ötesinde; her karışı kanla, gözyaşıyla, alın teriyle yoğrulmuş kadim bir vatan parçası, bir yurttur.

Cumhuriyeti kuranlar, zamanın, bilgi birikiminin ve maddi imkânların elverdiği ölçüde, birçok konuyu ele almış ve yerli yerine oturtmaya çalışmışlardır. Bunların başında bağımsızlık, tarafsızlık, dürüstlük; ekonomi, kalkınma, eğitim, sanayi ve üretim gelir. Bir tarım ülkesi olan Türkiye Cumhuriyeti’nin öncelikle ve bir şekilde, bilimle buluşması, sanayileşmesi gerektiğine inanmışlar, uygulamaya çalışmışlardır.

İlk çeyrekte;

Planlı kalkınmayı başlatmışlar. Sanayileşme çabası içine girmişler, ağır sanayi tesisleri kurmayı göze almışlar ve kurmuşlar. Daha da ileri giderek fabrika yapan fabrikalar inşa etmişler. Yenileştirerek, geliştirerek sürdürmeyi ise sonra gelen yöneticilere, gelecek kuşaklara, gençlere bırakmışlar.

Avrupa ülkelerinden ülkemize göçmek zorunda kalan bilim, sanat, kültür insanlarını kabul etmişler, onlara çalışma; birikimlerini, yeteneklerini değerlendirme fırsatı tanımışlar. Onlar da gereğini fazlasıyla yerine getirmişler.

 Bunlarla da yetinmeyerek, o günün koşullarında Dünyanın en yetkin Üniversitelerinde eğitim-öğretim görüp yurda geri dönmeleri için çok sayıda zeki ve yetenekli öğrencinin yetkin düzeyde öğrenim görmesini, eğitim almasını sağlamışlar ve onları bilim-sanat-kültür insanı olarak değerlendirmiş, fırsat tanımışlardır.

Sonrasında;

Yüzüncü yılı kutlarken çağımızın; “bilim çağı-dijital çağ” olduğunu bir kez daha anımsamakta yarar var. Bunları anımsarken dijital gereçlerin-makinelerin… yenilip içilmediğinin bilincinde olarak hareket etmek zorunluluğunun da altını çizmek gerekir. Biz varsak onlar var, Dünya varsa onlar var.

Teknoloji bileşenlerinin ülkemizde, ülkemiz sanayi çevrelerinde toplanması, toplumun çeşitli unsurlarının, kesimlerinin ve bileşenlerinin de güç birliğine gitmesi zorunluluğu vardır.

Devletin, kişi ve kurumların kaynaklarının önemli bir kesiminin; ar-ge’ye, teknolojiye, bilime, eğitime… hasredilmesi gerektiği öncelik arz etmektedir. İlk iki çeyrekte, kısmen üçüncü çeyrekte, özellikle eğitim-öğretimde, kısıtlı olanaklarla sağlanan başarılar bu zorunluluğun gereğidir.

 Ülkemiz yönetimleri ve çeşitli kurumları zaman zaman sayılan alanları öncelese de zamanla ve yeterince önceleyememiş, top yekûn bir yeniden kalkınma süreci başlatamamış ve sınırlı olanı da sürdürmekte zorlanmıştır. Var olan ve karşılaşılacak olan zorlukların aşılması gerektiğinin her kesimce kabul edilmek gibi bir zorunluluğu olduğunu düşünüyorum.

 Sayılanlar; ülkemizin huzura, refaha kavuşmasında, kurumlar ve kurallar ülkesi, hukuk devleti… olmak yolundaki yürüyüşünde önemli adımlardır.

Kamu, bilim, sanat, ihtiyaç, emek ve girişimci… aynı yerde buluşursa; güzel-hoş, gerekli, hep yaşayan ürünler-eserler üretir. Sanatı-bilimi ötelemeyen, ihtiyacı kamçılamayan, girişimciliği önceleyen insanı ve doğayı yaşatacak olan, her türlü temel hakka dayalı bir dünyaya doğru giden yolda Cumhuriyetimizin önemli katkıları ve belirleyiciliği vardır ve olmaya da devam edecektir.

Çevremizde yıllardır yaşanan savaşların, çatışmaların, terör örgütlülüklerinin Cumhuriyetin kurucu değerleriyle, “Barışı baş tacı eden, ”Büyük Önder M.K. Atatürk’ün yaptığı ve yapmak istedikleriyle örtüşmediği gayet açıktır.

Atatürk’ün öncülüğünde kurulan çevresel paktları anımsamak dahi çok şey söyleyecektir.

Cumhuriyet; çağdaşlıktan, uygarlıktan, bilimden, sanattan, laik toplum düzeninden, hukuk devletinden giderek artan oranda uzaklaşmamış olsaydı, geldiği nokta çok farklı ve her bakımdan, çok daha ilerde ve yukarda olurdu. Bölge ve Dünya devletleri arasındaki yeri ve saygınlığı tartışılmazdı. Sözü daha çok dinlenirdi.

Bilhassa çevre ülkeler arasında, daha ileri düzeyde, rol model olur, bunun sonucunda bugün özellikle Ortadoğu coğrafyasında yaşananların birçoğu yaşanmazdı.

İnsan üzerinde yaşadığı doğanın eseridir ve onun bir parçasıdır. İnsanı katletmeden, doğayı öldürmeden birlikte yaşamak mümkündür. Değilse ve hep birlikte ve yavaş yavaş ölmek de var.

Demokratik bir Cumhuriyet olma yolunda önemli adımlar atmış olan Cumhuriyetimiz, daha geriye düşürülemez. O’nu hep birlikte kutlamak her bakımdan önemli bir görev ve yüksek bir yurttaşlık sorumluluğudur.

Her türlü sorunu azalmış bir dünyada, daha ileri düzeyde bir Devlet, yüzü içtenlikle gülen, özgüveni yüksek, pratik ve dinamik, hakkını koruyan-haklara saygı duyan bireylerin oluşturduğu bir toplum olacağız. Böyle bir toplumla nice nice yüz yılımız olsun.

 Gönül bağı çerçevesinde yan yana durabilirsek bu mümkün. Soru sorabilirsek bu mümkün. Öngörülü olabilirsek bu mümkün. Akılcı, çalışkan, mantıklı ve cesaretli olabilirsek bu mümkün…

Bir denizden diğer denize, Anadolu’yu bir uçtan diğer uca geçerek kurulan, egemenliği halka veren Cumhuriyet, hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki ilelebet yaşayacaktır.

Bir devlet yönetim biçiminden öte Cumhuriyet olan Cumhuriyetimizin, Yüzüncü yılı kutlu olsun!

27 Ekim 2023/ANKARA

Av. Abidin ŞAHİN