MASAYA ve BAZI PARTİLERE BÜYÜK RESMİN PENCERESİNDEN BAKARKEN

12 Eyl

Türkiye 01.08

Türkiye 01.08 önceki yedi bölümle birlikte değerlendirilmelidir.

Birçoğunuz gibi; gördüm, dokundum, yaşadım. Bilgi edindim, somutlaştırdım, paylaşmak istedim. İnsanlık tarihi sayısız aşamalardan geçti. İnsan kendi özelinde de sayısız aşamalardan geçer. Hepimiz bir şekilde çeşitli aşamalardan geçtik. Edindiklerimiz kendimizde kalamazdı, kalmamalı. Başkalarının ne düşündüklerinden ne yaptıklarından haberli olmak ve kendini de onlara haberli kılmak aynı zamanda insana dair ve düşünsel zorunluluktur. Karınca kararınca bu zorunluluğun gereğini yerine getirmeye çalıştım.

Türkiye’de son olarak, yedi yardımcılı CumhurBAŞKANLIK seçimini de yaşadık. Hepsi geride kaldı. Seçim geride kalmasına kaldı ama sonuçları geride kalmadı; kalacağa ve peşimizi bırakacağa da benzemiyor.

 Bizler 68 kuşağının küçükleriyiz. Benim kuşağım ve benden önceki-sonraki kuşak neler yaşamadı neler!.. Bir ömürde ancak bu kadar çok sayıda olgu ve olaya tanık olunabilir… Hangi kesimden olursa olsun, benim kuşağım ve bir ölçüde 78’liler böyle bir kuşak. Birkaç yüz yılı üç çeyrekte yaşadık.

Muhalefetin önemli bir kesiminin altılı masa kurgusu doğru bir kurgudur. Kurgudan da öte bir siyasal, sosyal, toplumsal zorunluluğun ürünüdür. Diğer muhalefet masaları da öyle. Kurulan masalar; seçim sisteminin ve iktidar uygulamalarının dayattığı masalardır.

Altılı masa ve çevresi; sürecin işletilmesi, yönetilmesi, sonuç alınması için çok emek vermiştir. Yönetilme sürecinde ise çok temel yanlışlar yapılmıştır. Gördüklerimiz ve yaşadıklarımız böyle söylüyor. Altılı masa tarihini-ayrıntılarıyla-yazmak bize düşmez. Gün gelir yazanlar çıkar.

Kanımca açık yanlışlardan veya yapılması gerekip de yapılmayanlardan bazıları şunlardır:

Masadakiler, başta Kılıçdaroğlu olmak üzere, “Masa dağılır, kamuoyunun beklentileri zora girer…” gibi endişelerle eteklerindeki taşları dökmemişler, açık konuşmamışlar.

Masanın dışardan yönlendirildiğini, geride ince hesap, siyasal mühendislik yapanların bulunduğunu sanmıyorum.

Başkan adayı açıklaması geç yapılmıştır. Son günlere kadar adayın kim olacağının net bir biçimde tartışılmadığı, gündeme alınmadığı anlaşılmaktadır.

Masadaki partilerin seçime hangi koşullarda ve ne şekilde gireceği, girmesi gerektiği yeterince gündem olamamıştır.

Masadaki partiler kendi kitleleri üzerinde yeterince çalışmamış, kitlelerini hazırlamamış, parti ve seçmen tabanını genişletmemiştir.

AKP döneminde hükumetlerde yer alan iki lider, hükumetteyken -birden çok temel yanlışa, Anayasa değişikliği dahil çeşitli düzenlemeye karşı- neden bayrak açmadıklarını inandırıcı biçimde açıklamamışlar, geriye dönük olarak kamuoyu önünde açıkça kendi kendileriyle yüzleşmemişlerdir.

Aday kim olursa olsun masadan kalkılmayacağı gibi konularda parti kurullarından yetki alınarak ahde vefa kapsamında sözleşilmemiştir.

Partilerin özel yararları geri plana itilmemiştir.

Seçimin kazanılmasından çok seçim sonrasına dair ajanda hep önde tutulmuştur.

Masa bileşenleri ve kitleleri, Kılıçdaroğlu… gibi bazıları hariç yeterince çalışmamışlardır.

14 Mayısın ve 28 Mayısın olası sonuçları karşısında seçenek planlar üzerinde yeterince çalışılmamıştır.

Masa dışındaki diğer siyasal yapılara karşı masa partilerinin birlikte ve ayrı ayrı ortak dili değerlendirilmemiş ve uygulanmamıştır.

Masanın halka ulaşacak, akılda kalıcı ve kitlelerin sahipleneceği mesajlar üzerinde-yeterince- bilimsel ve akılcı yöntemlerle durulmamıştır.

Dağınık görüntü giderilememiş, halka-yeterince-güven verilememiş, inandırıcılık pekiştirilememiştir.

İktidarın ve bileşenlerinin, seçimi kazanmak için kamusal ve özel her türlü olanağı kullanacağı, yeni planlar oluşturacağı bilinmesine rağmen-en yetkin, en öngörülü düzeyde-önlem alınmamış, çoğu kez geriden gelinmiştir.

Kılıçdaroğlu’nun çeşitli kesimleri tehditleri, sempatizanlara güven verdiği kadar bir takım çevrelerde ve kesimlerde tedirginlik yaratmıştır.

Kılıçdaroğlu’nun özellikle son bir yılda söylemlerine yansıyan emredici ve benci dil, özgüven yüksekliğinden çok iktidar diline yakınlık oluşturmuş ve farklılığı nerdeyse ortadan kaldırmıştır.

Kampanya yürütücüleri çok da başarılı bir kampanya sürdürememişler, heyecan yaratamamışlardır.

Yedi yardımcılı başkanlık; dağınıklık ve güvensizlik arzetmiştir.

Dünyanın büyük sermayesi ve kimi militarist odakların çeşitli ülkelerdeki iktidar yapılanmalarına müdahale ettiği bilinen bir takım çevrelerin ne düşündüğü ya da neler uyguladığı gibi hususlara da sadece dikkat çekmekle yetiniyorum.

Özellikle şunu belirtmek isterim ki, olumlu-olumsuz söylenebilecekler bunlarla sınırlı değildir. Türkiye seçim sistemi ve iktidar uygulamaları masalara; samimi, akılcı, cesaretli, çalışkan, yüksek düzeyde öngörülü… birlikteliklere mahkumdur. Halkı kucaklamak ve güven vermek, inandırıcı olmak, farklılık yaratmak esas olmalıdır. Bunları yerine getirenler iktidar kapısını aralayacaktır. Halk katında da bu böyledir. Yakındaki yerel yönetim seçimlerinde de böyle olacaktır.

………………………..

Son dönemde (özetle ve ana başlıklarıyla) masanın bileşenlerinden CHP’de neler yaşanmıştır:

Aşağıda sıraladığımız yargılar, bilimsel bir araştırma sonucu değildir. Gördüğüm, gözlediğim, yaşadıklarıma dayalıdır. Başka bir deyişle, gözlem, sezgi ve yaşanmışlık- kaynaklıdır. Herkesi ve her kurumu toptan yargılama, hedef tahtasına koymak… olarak anlaşılmamalıdır. Bütüncül ve çok yönlü yaklaşımlarla ele alınması gereken konular ve olaylar bazında faydalı da olmaz.

 Birilerinin çıtayı indirmeden bir şey söylemesi ve kral çıplak demesi gerekir. Denilenler değerlendirme olarak anlaşılmalıdır. Bir şekilde ve her koşulda; çıkış üretilmesi gerektiğinin bilincindeyiz. Yeni durumlar karşısında yeni çıkış yol ve yöntemleri üretmek kaçınılmazdır. Değilse yok oluşla karşı karşıya kalınır.

CHP örgütlülüğü içinde masaya ve Genel Başkanın uygulamalarına karşı çıkanlar üzerinde yoğun olarak çalışılmamış ve o kesimler yeterince dikkate alınmamıştır.

Masa dışı kesimlerin eleştirilerinin de ardı arkası kesilmemiştir.

Araştırma şirketleri ve daha başka bazı çevrelerin kamuoyu nezdinde açık olarak önce dördü  (Kılıçdaroğlu, Akşener, İmamoğlu ve Yavaş) sonra da üçü (Kılıçdaroğlu, İmamoğlu, Yavaş) üzerinden araştırma yapılmasına müdahale edilmemiş veya karşı çıkılmamıştır.

Özellikle İmamoğlu ve Yavaş; “Biz aday değiliz, Partimiz ve kentli hemşehrilerimiz bize İstanbul ve Ankara’yı yönetmek üzere görev ve yetki vermiştir, biz bu Cumhurbaşkanlığı yarışında yokuz, en azından şimdilik yokuz!” demeleri gerekirken diyememeleri önemli bir noksanlıktır.

Kılıçdaroğlu’nun kullandığı dili giderek “ben”cileşir, hükmeden bir üsluba dönüşürken adaylığını masaya getirmemiş olması veya çok geç gelmiş olması noksan ve yanlış olmuştur.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığı Partisi dışında “kazanamayacak aday” söylemiyle dillendirilmiştir. Hatta alttan altı Parti içinde de… Bu CHP Genel Başkanını, çok erkenden, kazanamayacak aday safına sürüklemiştir.

Genel Merkezin-duyduğumuz kadarıyla-75 danışmanı, baş danışmanı kendi konularında yeterince Doğru seçimin yapılıp yapılmadığı da tartışmalıdır.

Milletvekilleri, MYK ve Parti Meclisinin önemli bir kesimi, kendini kurtarma çabasını öncelemiş, en büyük dertleri vekil adaylıkları ve değilse olası bakanlıkları… olmuştur.

CHP, Kılıçdaroğlu’nun adaylığı durumunda oy desteğinin ne düzeyde olup olmadığını, oy vermek istemeyenlerin sebeplerini, başka bir adayla farklı sonuç alınıp alınamayacağını sürekli ve çok erkenden test etmemiştir.

CHP’nin örgüt kademelerinde herkesin her göreve talip olma alışkanlığı sürmektedir. Genelde, çevresine bakıp daha iyi yapacak biri var mıdır? Kendine bakıp bu görevi yapabilir miyim? diye soran olmaz, 2023’te de olmamıştır. Bunun adı hakkın kullanılması olmadığı gibi demokrasinin yaşatılması da değildir.

Seçim nasıl olsa kazanılıyor, Parti ve Bakanlıklar yeniden paylaşılacak, bana bir şey düşer mi sorusu öncelik olmaması gerekirken öncelik almıştır.

CHP iç denetimini yoğunlaştırarak kamuoyu talebi, olması gereken asgari koşullar ve hukuk kuralları çerçevesinde Belediyelerini ve Örgütünü yeterince denetleyip yönlendirememiş, belki de onları dinleyip uygulamamıştır.

Mesleki, sivil, demokratik… örgütlülüklerle yeterli bağlar kurulamamıştır.

Kurumsal olarak soldaki oluşumlara, HDP örgütlülüğüne, kayyum uygulamaları, dokunulmazlık uygulamalarına ve anılan kesimlerin seçmenine karşı klasik resmi yaklaşımın ötesine geçememiştir.

Parlamentodaki; dokunulmazlıkların kaldırılması, Parlamenter maaşları, emeklilik sistemleri ve sağlık hizmetleri vs… konularda geniş kitlelerin beklentileri doğrultusunda yeterli çabayı göstermemiş, hak ve özgürlükler yanında duruş sergilemekten, hak ihlallerine etkin olarak karşı durmaktan büyük ölçüde uzak kalmıştır.

Partinin dünündeki kayıplarından sorumlu olanlara karşı, yeni tartışmalara zemin hazırlamadan, sesini çıkartamamış, karşı duruş sergileyememiş, sessiz ve suskun kalmıştır.

Genel Başkandan başlayarak çeşitli kademelerin-yaşanan yanlışlar ve kayıplar kabullenilerek- partililere ve halka daha ilk günden hesap verilmemiş, (içerdeki-dışardaki) gerçek sebeplerle yüzleşilmemiştir.

Sorumluluğun müşterekliği kabullenilerek sonuca sahip çıkılmak suretiyle Partiyi yeni kadrolara ve uygulamalara açma vaadi inandırıcı bulunmamıştır.

Partiyi dönüştürecek, iktidar yolunu aralayacak uzun soluklu çalışmalar başlatılmamıştır.

Örgütlerin kurumsal işleyişi bilimsel ve akılcı zemine oturtulmamıştır.

Katılımcı bir yaklaşımla, yasanın kısıtlayıcı hükümlerini zorlayarak, tüzüğü değiştirmeden kurultay süreci başlatılmıştır. Geçmişten-yıllar öncesinden beri hep “zaman yok!” söylemine sığınılmıştır, Mayıs 2023 sonrasında da aynı şey yapılmıştır.

Elbette ki çok güzel işler yapıldı, gelişmeler de yaşandı. Fakat ne acı ki, klasik deyimle; “Bütün renkler kirlenince birinciliği beyaza verdiler.” Beyaz da kendi kendisiyle ciddi anlamda, kalıcı düzeyde yüzleşmekten hep kaçındı…

Ne olmalı:

Ankara İstanbul başta olmak üzere, Belediye Başkanları aday gösterilerek diğerleri somut ölçütlerle değerlendirilerek, sorunsuz yöntemlerle belirlenerek kazanmayı hedeflemeli ve bir şekilde seçimi kazanmalıdırlar. En küçük bir şüphe ya da çekince varsa yerlerini başkalarına bırakmalıdırlar. Kendi işlerini yapmalı. Ankara ve İstanbul, ayrıca aday gösterilmeyi bekleyen Belediye Başkanları ileriye dönük olarak başarı biriktirmeli ve her konuda farklılaşmalı ne yapacaklarsa daha bir netleştirmelidirler.

Siyasal yapılar, en azından şimdilik, toplumun ve ülkenin kaderine hükmettiğinden onlarla ilgili hususlar geniş anlamda herkesi ilgilendirmektedir. Biz işimizi biliriz yaklaşımından vazgeçilmelidir.

Genel Başkan olmaya hazırlanmak herkesin hakkı olmanın ötesinde yıllar süren hazırlığı, birikimi ve örgütün içten gelerek gönüllü katılımını, halkın güvenini kazanmış olmayı gerektirir.

Kılıçdaroğlu Partinin Genel Başkalığına yeniden aday olacak veya gösterilecekse, kazandığı takdirde, bu görevi ne zaman bırakacağını net olarak açıklamalıdır. Bu halk güvenecek, kendisi için bedel ödeyecek insan arıyor. Noksanlarına rağmen sanırım bir süre daha ona güvenecektir. O da gereğini yapacaktır. Yapmalıdır.

Partililerin, örgütlerin ve kamuoyunun aklına kimin genel başkan olması gerektiği yeterince ve net biçimde gelmiyorsa, ikinci insan yetişmemişse, bunun yıllara şamil onulmaz hastalıklarla malul izah edilebilir bir sebebi olmalıdır. Partililerin bu ve buna benzer konular üzerinde de düşünmek, önlem almak zorunluluğu yok mudur?

Gazeteci Miyase İlknur Cumhuriyetteki yazılarından birinde; CHP’den; önce Karadeniz, sonra Doğu gönderildi, şimdi de Aleviler mi gönderilmek isteniyor? sorusunu yöneltmişti. CHP sosyal demokrat olma iddialı bir parti olarak gidenlerin geri geleceği ve kimsenin gönderilmeyeceği, yeni kitlelere, farklı kesimlere ulaşılacak bir ortamı sağlamakla yükümlüdür ve böyle bir tarihsel sorumluluğu vardır.

Siyasal yapılar kendini yeniden tanımlamalıdır. CHP açısından ise; biz 1923’te tanımlanmışız, diyerek geçiştirilmemelidir. Cumhuriyetin ve CHP’nin ilkelerinden birinin devrimcilik olduğu, yüz yıl öncenin söylem ve yaklaşımlarıyla yüz yıl sonranın sorunlarının tespitinde ve çözüm önerilerinde noksan kalınacağı göz ardı edilmemelidir.

Partini tüzüğünde ve programında ulusal ve evrensel ilkelerin olduğu doğrudur. Bunlar pratiğe dönüştürülmeli ve ödünsüz olarak uygulamaya geçilmeli ve günü kurtarmak artık aşılmalıdır.

Tüzük değişikliğinde; Güçlü Genel Sekreterlik dahil, görev süreleri, seçilmişlerin belirlenmesinde geniş katılım, yetkinlik, liyakat; günün ve yerelin koşullarına uygun örgütlenme modelleri gibi hususlar üzerinde önemle ve özellikle durulmalıdır.

Şimdilik benden bu kadar. Gerisini siz okuyanlar tamamlamalıdır!……………………………………..

Haziran 2023, ANKARA

Av. Abidin ŞAHİN