Türkiye 01.07
Öncelikle kısa bir ara açıklama yapmak istiyorum.
Okuyacağınız yazı, seri yazılarımdan yedincisidir. Şimdilik, 8. son olacak. Zaman ayırabilirseniz okuyacaksınız. Toplamda 30 sayfalık bir yazı serisinde herhangi bir kişiyi, kurumu; dönemi… aklama ya da karalama amacı gütmedim. Bir yerlere gelmek getirilmek gibi özel amaç gözetmedim.
Ben ve tanıdığım, takdir ettiğim yüzlerce arkadaşım, dostlarım, yakınlarım nereye gelmişsek dişimizle tırnağımızla kazıyarak geldik. İktidar olan ya da olamayan partiler (bilerek ya da bilmeden) ekmeğimizi aşımızı kesmiş, özgürlüğümüzü kısmış olabilir; fakat (şunu özellikle anımsatmak isterim ki) bizler, maddi ve bireysel anlamda, Siyasi yapılardan hiçbir şekilde yararlanmadık. Bireysel anlamda yararlanmak gibi bir niyetimiz de olmadı.
Sitemimiz, kaygımız, öfkemiz; yararlanamamaya değil, Toplumun, Ülkenin ve Dünyanın kazanması, koruması-korunması mümkün iken kaybettiklerinedir, gelmesi gereken yere gelemediklerinedir..
Metinde kurmak zorunda kaldığım yargı cümlelerinin sorumluluğu tümüyle bana aittir.
Her önüne gelen bir şeyler söylüyordan yola çıkmadım. Yaklaşık 85 yıllık sürece bilimsel pencereden objektif, analitik bakmaya, tarafsız bir gözle değerlendirmeye çalıştım. Bakabildiğim kadarıyla büyük resme uzaktan baktım.
Konuya farklı pencereden bakanlara bir diyeceğim olmaz. Elbetteki bakabilirler. Yalnız yaşanan ve yaşanacak olan olumsuzlukların bedelini ağır ödüyoruz. Hem de hep birlikte.
Ele almaya çalıştığım konular sanırım herkesi ve her kesimi ilgilendirmektedir.
Süreçle ilgili olarak bir şeyler yazan ve konuşanlar; öncelikle kendilerini sorgulamaktan başlarsa iyi olur, diye düşünüyorum. Devamında akıl, mantık, bilimsel yaklaşım vb. gelmek kaydıyla.
Her cümlenin önünü-arkasını, altını-üstünü… ayrıntılarını daha başka gerekçeleriyle, elbetteki sonuçlarıyla (her ortamda) konuşmaya, yanıtlamaya hazır olduğumu ifade etmekle yetiniyorum.
Gelelim 14 Mayıs’a:
14 Mayıs 1950’de tek Parti dönemi, en azından şeklen, kapanmıştı. 73 yıl sonlandı denilen Tek Parti dönemi aşılmış, tek adam dönemine gelinmişti.
14 Mayıs 2023 noksanları giderilmiş, bir daha totaliter sistemleri aratmayacak Parlamenter sisteme yeniden dönüş olabilirdi. Önce Menderes’in şimdilerde Cumhur ittifakının deyimiyle “Söz Milletin!”olabilirdi, olmadı.
Söz milletin diyenler, milletten sözü alarak, kendileri çaldı, kendileri oynadı, oynamaya da devam ediyorlar.
Neden olamadı? İşte temel sorulardan biri budur? Konu çeşitli kişilerce ayrıntıda tartışılıyor. Tartışılmalı da… Akılla, mantıkla, mümkün olduğunca güncelden uzaklaşarak bunu değerlendirmek…gerekir.
Türkiye’nin Mayıs 2023’ü; Mevcut İktidara İktidar, muhalefete yeniden muhalefet getirdi. Muhalefet seçimin meşruiyetinden önce kendini tartışmaya başladı. Oysa tartışılan konular çok önceden gündemlerinde olmalı, kendi özelinde ve meşru zeminlerde en kapsamlı boyutta ele alınmalı, incelenmeli, tartışılmalı, alınabilecek başkaca önlemler varsa alınmalıydı.
Bir yerde beklentiler gerçekleşmemiş, kayıp yaşanmışsa, ki yaşandığı tartışmasız olup, kaybeden kesimin sorumluları, yetkilileri, adayları… elbette kendini, kurum, kurul ve kurallarını dahası bir bütün olarak süreci… duygulardan, alışkanlıklardan, beklentilerden uzaklaşarak tartışma masasına yatıracaktır, yatırmalıdır.
Tartışma ağırlıklı olarak CHP ekseninde, yerel yönetim hedefli olarak yürütülmektedir.
Açılan tartışmaya muhalefet ittifakları, ittifakların partileri, parti dışı örgütlü kesimler, partililer ve yurttaşlar hemen katıldılar. Meğer tartışılacak ne kadar çok konu varmış! Her konuşmacı ve neredeyse herkes sonucun böyle olacağını biliyormuş.
29 Mayıs’ta gün ağarmadan konuşmaya başlayanların neredeyse tümü (kanımca) bilimsel hiçbir araştırmaya, veriye… dayanmadan konuştu ve konuşmayı sürdürmeye de devam ediyorlar.
Birkaç günah keçisi bulundu:
Bunların başında altılı masa, Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu’nun yakın çevresi, üç dönemden fazla millet vekili seçilenler, bir türlü muhalefeti anlamadığı söylenen halk kitleleri, … gelmektedir. Hasılı neredeyse herkes suçluydu.
Altılı masa dışındaki muhalefette kendi kendisiyle sanırım yüzleşiyor
Hani “suçlu ayağa kalk!” deseler, ayağa kalkacak kimse olmayacak veya ayaktakiler de oturacak, diğer deyişle sorumluluğun ceketini-gömleğini giyen olmayacak. Oysa herkesin ayağa kalkması gerektiği açıktır. Böyle olmadığı sürece aynı şeyleri, bir kısır döngü içinde tekrar tekrar yaşamaya devam ederiz. Konu , olaylar ve gelişmeler çok ciddidir. Gün gelir, dövecek diz dahi bulamayabiliriz.
Kılıçdaroğlu’nu eleştirenlerin önemli bir kesimi daha düne kadar Genel Başkanlarının kurmay heyeti içinde yer alanlardı.
Nedense hep böyle olur. Kralın gücünün yittiği hissedildiği andan itibaren “kralcıların” önemli bir kesimi kendini yeni pozisyona hazırlama çabasına girer. Bu kesime diyeceğimiz odur ki, yine yanlıştasınız. Eleştiriye başladığınız yer yanlış, konumlandığınız yeni duruş yanlıştır. Yeni diye ortaya attığınız söylemleriniz, yeni bir yanlışın nedeni olabilecek kapsamda ve doğrultudadır.
Kamuoyunun takdir ettiği kimi isimleri tehzih ederek belirtmek gerekir ki:
Ne olur bir kez olsun bunu görelim! Yıllardır kendinizi dahi ve kurtarıcı gördünüz. Hiç biriniz yenilmedikçe, yaşlanmadıkça vaz geçmediniz. İlinize mebus olarak nasıl seçildiniz, hiç düşünmediniz. Tüzük, program, uygulamadaki-0rtalıktaki yüzlerce sorun, Türkiye’nin dünden bu güne geldiği ve getirildiği nokta yeni mi aklınıza geldi?
Toplumsal yapının geldiği, getirildiği noktayı göz ardı ederek sorunlara kalıcı çözümler üretemeyiz.
Seçim çevrenize mebus olarak kaç kişi gittiyseniz, en fazla o kadarınız, aynıyla geri geldi. İstifa etmek, aday olmamak, temel yanlışları, noksanları düzeltmeye çalışmak bir çoğunuzun hiç aklınıza gelmedi. Gelenlerinizin de söyleminde kaldı.
Konuşmaya başlamadan önce ortaya çıkan sonuçtan, “hepimiz sorumluyuz!” demeniz bekleniyor. Demeniz yetmez eyleminizle göstermeniz gerekir. Bu yaklaşımı kadro kıyımı olarak algılamayın. İnsanın kolay yetişmediğinin bilincindeyiz. Bunu sorumluluğun paylaşımı olarak algılamanız, bekleniyor.
Yıllardır söylediğim tespitlerden biri şudur:
Bir programın uygulanmasında, bir eylemin-işin yürütülmesinde başarılı olmak mümkün iken olunmamışsa, o işe dahil olanların sorumluluğu kullandıkları yetkiyle, verilen görevlendirmeyle-üstlenilen görevle doğru orantılıdır. Yetkiniz ne kadarsa sorumluluğunuz o kadardır.
Elbette Genel Başkan birincil derece sorumludur. Yalnız onu idam sehpasına götürürken, önce kendimize ve birbirimize bakalım. Dün alkışladığımıza bu gün taş atmayalım. Yüzümüz tutuyorsa-utanmıyorsa, ellerimiz utanır.
Ben zaten yıllardır bu insanla olmaz diyordum, diyen varsa, onların sorumluluğu daha da büyüktür. Sizi bulunduğunuz yerde zorla mı tuttular, yoksa gidecek yer mi bulamadınız? Dün ne yaptınız, hangi başarıları elde ettiniz? Hangi başarılar elde edilebilirdi, niçin edilemedi? Bir kez olsun saf akılla ve mantıkla, ön yargısız, bireysel beklentisiz olarak düşünmeniz sanırım büyük yarar sağlayacaktır.
Yıllardır ana muhalefettik yine ana muhalefetiz. Öyleyse bu işin temelinde çok önemli ve birden çok sebep olmalıdır. Kadroların ve organların kafasını bu konuya yorması beklenir.
Bu günkü iktidar partisi kurulduktan bir yıl sonra değil, yıllar öncesinden beri yapılan köklü ve çok yönlü bir hazırlığın, içerde ve dışarda yapılan derin-uzun soluklu çalışmaların sonucu ve ürünü olarak iktidar oldu?
Dünya yüzyılın yeni koşullarını ve sorunlarını, sorun alanlarını, çözüm önerilerini tartışırken biz ülkede veya partide bir yerlere gelmeyi aşamadık, aşamıyoruz. Bir Partilerin veya kurumların yerlerinde olunmadan da topluma verilecek çok şey vardır.
“Biz yüz yıllık Partiyiz, akla ve öğrenmeye ihtiyacımız yok, kendi kendimize yeteriz” diyorsanız, “buyrun yapın!” demek gerekiyor ama sonuçlarından ülke bir bütün olarak etkilendiği, doğduğumuzdan beri verdiğimiz emek yerlerde süründüğü için onu da diyemiyoruz.
Altılı masa mı yanlış yaptı, yoksa CHP ve elbetteki onun kurgulayıcısı KILIÇDAROĞLU mu yanlış yaptı? Yoksa onlara rağmen kökü toplumsal yapının, dünyadaki gelişmelerin derinliklerine uzanan bir başka süreç mi işliyor?
Bana sorarsanız Masanın, diğer muhalefet masalarının, doğruları olduğu gibi, CHP’nin ve Kılıçdaroğlu’nun da yaptığı yanlışlar oldukça fazla. Fakat o yanlışlar olmasa dahi akşamdan sabaha bugünkü koşullarda iktidar olmak zor.
O kadar çok söylenecek söz, yapılacak iş var ki, bir yerlerinden yeniden başlamak gerekir. Kaçınılmaz olarak bu yapılacaktır. Ortak, paylaşımcı ve toplu akılla bir yerlerden başlanacaktır.
Masa kurgusu doğrudur. Seçim kaybedilmiştir. Hiç kuşkusuz, masanın işleyişi farklı olmalıydı. Bir yanıyla yeni seçimlere bakarken diğer yanıyla ve esas olarak, uzun soluklu olmak kaydıyla, Türkiye’nin bu günkü koşullarında muhalefet ve özellikle CHP yeni duruma, yeni koşullara nasıl hazırlanacak ve hangilerine cevap olabilecektir. Üzerinde çalışılacak konu sayısı öylesine çok ki.
Çalışmadan, emek vermeden hiçbir alanda başarı gelmeyeceği hepimizin bildiği bir önemli husustur. Daha sağlıklı zeminlerde örgütlülüğü, toplumsal dinamikleri daha ileriye nasıl taşırıza cevap vermek sorunluluğu partilerin, özellikle muhalefet partilerinin önünde duruyor.
Parti örgütlülüklerinden halkın beklentisi; uygulanabilir, yaşanılabilir sonuçlarla yüründüğü günlerin yakın edilmesidir. Halkın dikkate alınması, en geniş kapsamda katılmasının sağlanması ve katılmasıdır.
Özellikle altılı masa ve CHP için, şimdilik son diyeceklerimi, dilerseniz doğal olarak bir sonraki bölümü bekleyelim…
Haziran 2023
Av. Abidin ŞAHİN