ŞEHREMİNİ

25 Mar

Türkiye 31 Martta Şehreminlerini seçecek. Şimdilerde ona “Başkan” diyorlar. Daha tam söylemiyle Belediye Başkanı. Başkanlık (!) her yerde moda ya hani…

Başkanım, Başkanım… demeyi, birbirimize bu sözcükle hitap etmeyi ne çok sever olduk. Böyle değildik ama bir yel esti böyle olduk. Çevrenize bakar mısınız, bize bir şeyler oldu, farkında mısınız?

Herkes Başkan olmak istedi. Adaylar hızlıca belirlenince sayıları azaldı. Kendini doğuştan Başkan görenler de vardı. Onlar nerenin Başkanlık makamı boş diyerek bir koşu başka kapıya yetişip oracıkta başkan ilan edildiler.

İşin şakası bir yana, biz ince, kibar anlamına gelen şehriler(şehirliler) Şehremanetine (Belediyeye) şehremini (Belediye Başkanı-Reisi) seçeceğiz.

Şehri emanet edeceğimiz, şehrin emanet edileceği kişiyi seçeceğiz. Malımızı mülkümüzü, ölümüzü dirimizi, onurumuzu, hatta Yüce Devletimizin malını mülkünü; değerlerimizi, her türlü birikimimizi, tarihimizi, geleceğimizi, şehrin geleceğini ona emanet edeceğiz. O da emaneti koruyacak, gözetecek, besleyip büyütecek, gözü gibi koruyacak, sağına-soluna, ölüsüne dirisine, ağacına-otuna, balığına-suyuna, kurduna-kuşuna, börtü-böceğine, köpeğine-kedisine… bakacak.

Hanlar yapacak, yolcular konaklasın diye. Köprüler yapacak, gelen giden geçsin diye, yollar açacak- tüneller delecek hemşehriler huzur içinde taşınsın diye, okullar açacak çocuklar geleceğe hazırlansın, aydınlansın diye. Dereler ıslah edecek kayıklar yüzsün, insanlar keyiflensin, umutla dolsun, mutlu olsun diye. Ormanlar yapacak; sürüneni, yüzeni, uçanı kaçanı yaşasın, insanı-hemşehrisi  temiz hava solusun diye.

Şehremini; şehrin malına göz dikmez, kendisinin olmayana el sürmez. Öksüzün, yetimin, hatta doğmamışın, tüyü bitmemişin hakkını yemez. Şehrinde aç yatan biri varsa o gece uyumaz. İşleri kötüye gieden, İş bulamayan, evine o akşam ekmek alamayan, çocukları ve eşi, ailesi karşısında mahcup olan birileri varsa onu öncelikle sahiplenmeyi, onurunu kırmadan maddi anlamda yardımcı olmayı görevi sayar. Sonra da balık tutmayı öğretmeden ben başarılıyım, demez.

Şehrin emanet edileceği başkanın; kavgadan, gürültüden, ayrıştırmadan yana değil, barıştan, sevgiden, huzurdan yana yel estirmesi gerekir. Dostluğun, üretimin, kardeşliğin… harman olduğu şehir ateşiyle meydanları, sokakları aydınlatması beklenir. Gönüllere ışık tutması, ben bu şehrin hem kasasıyım hem vicdanıyım demesi gerekir.

Şehrin emanet edildiği başkan, hem vilayeti hem belediyesi olmalıdır. Çocukların hatta yetişkinlerin hem annesi hem babası olmalıdır.

Belediyenin kasasını emanet sandığı, kendisini yediemini (güvenilir kişisi, yedine mal emanet edilmiş kişi) olarak görür. Sandığın kilidini sadece kendisi taşımaz. Kasayı gizli gizli açıp kapatmaz. Halkının gözü önünde açar ve kapatır. Milletin malını milletin malı; devletin, şehrin malını yine milletin, halkın malı olarak görür.

Atalarımız ‘emanete hıyanet olmaz’ demişler. Söz doğru olmasına doğru da pratikte böyle mi? En azından böyle olması beklenir. Öyle olmalıdır, böyle yaşanmalıdır. Aksi her yerde ve her noktada mahkum edilmelidir.

Güzel bir haslettir. Biz millet olarak atalarımızı çok severiz. Hele öldükten sonra bayılırız onlara. Zaman, dünü uzaklaştırdıkça dünü her gün biraz daha gözümüzde büyütürüz ve yüceltiriz. Atalarımız biraz da miras bırakmışsa yere göğe sığdıramayız. Bir zamanlar çıkında unutulmuş resmi duvarın en yücesine asar ‘büyük dedem!’ diyerek gelene geçene sunarız. Onunla ilgili ‘evlere şenlik’ ne öyküler anlatırız. Dinleyenler kendinden geçer, onları uykudan zor uyandırırız.

Başkan sadece malı, mülkü, parayı pulu değil; hakları, özgürlükleri, değerleri de korur, gözetir; her alanda sürdürülebilir üretimle de ilgilenir. Bunları da çoğaltır, büyütür, yaşama alınıp kökleşmesini sağlar. Kullanılmasına, raftan indirilip hayatın içine alınmasına, onlarsız hayatın eksik kalacağına inanır. Halkıyla birlikte yaşar, halkıyla birlikte üretir, karar alır, çoğaltır ve hakça bölüştürür.

Böyle bir başkan olmak zordur. Böyle başkanlar az bulunur. İşte o zaman başkan olmak isteyenler kırk defa düşünür bir defa talepte bulunur. Değilse herkes, her önüne gelen başkan olmak ister. Seçmek için değil seçilmek için yarış başlar. Harcanır para, harcanır kağıt, harcanır bez, harcanır zaman… Nasıl olsa günün birinde toplanacaktır. Bal tutan parmağını yalayacaktır. Parmağın günahına girmeyin; ne parmağı, balı kovanıyla, arısıyla, çamuruyla, ağacıyla yutar. İşte O başkana; şehremini değil, şehir götüreni, şehir göçüreni, yurt kokutanı, geleceğin baş celladı denir.

Mart 31’de; gün ağarandan, akşamın aydınlığı çekilene değin seçeceğimiz başkan ve yerel yöneticilere şehremini olarak bakalım. Şehri kime teslim edeceğim, kime güvenmem gerekir diye düşünelim. Bu da yetmez, bu şehri yönetmeye değil, benimle birlikte yönetmeye kim talip diye soralım. Unutturdular sormayı ama yine de soralım. Sorudan değil, eğer korkacaksak, bizim adımıza verilen cevaplardan korkalım.

Tarihimizde 31 Martların bir çoğu hayırla yad edilmez, “kara gün” olarak anılır. Bu kez olumlu düşünelim, pozitif enerjiyi çoğaltalım, aydınlığı ve baharı çağıralım.

Adaylar arasında şehirlere gerçek anlamda şehremini olacak çok sayıda insan var. Yeter ki başarıyı çağıralım ve yapabileceğimiz kadarının gereğini yapalım. Başarı çok uzaklarda değil. Çok yakınımızda… Elimizin altındaki zarfın içinde, yanımızda duranın gözlerinin bebeğinde… Mart 2019

Av. Abidin ŞAHİN