Kızılderili atasözlerinden birinde:
“İnsan iki ruhludur. İçinde bir iyi köpek, bir kötü köpek kavga eder. Hangisini daha çok beslersen o kazanır.” der.
Türkiye’nin bir yıl içinde yaşadığı; Suruç, Diyarbakır, Sultanahmet, Ankara Gar, Merasim Sokak, Bakanlıklar… ve diğer bir çok olayda, katliamda hep kötü köpek kazandı. Suçsuz, günahsız insanlar, gencecik fidanlar yaralandı, parçalandı, öldü…
Kim besledi bu kötü köpeği?.. Kötü köpeği besleyenler, bir şekilde beslemeye devam ediyor… Etmiyor mu? Bir kez olsun, eğri oturun doğru söyleyin!.. Unutulmasın ki, gün gelecek, kötü köpek, durmaksızın kendisini besleyenleri de yiyecek… Bu tespit; hem doğal, hem toplumsal anlamda evrensel yasaların, aynı zamanda tarihin şaşmaz hafızasının gereğidir.
Yaşadığımız olayların baş sorumlusu Türkiye’yi yönetenlerdir. Nasrettin Hoca’yı anımsatmanıza, “Hırsızın hiç mi suçu yok!” demenize falan gerek yok…
Türkiye kötü köpek beslemeyi hak etmiyor. Türkiye çözümün adresi olan, sorumluluk üstlenen yöneticilerini,kurum ve kuruluşlarını iple çekiyor…
Teşbihte hata olmaz, derler. Sürüdeki koyunları tek tek ya da gruplar halinde kurt kapıyor, yiyor, acımasızca parçalıyorsa, çobanın; “Kahrolsun kurtlar! Ağzını kan tutsun!” demesinin yada köpeği suçlamasının anlamı yoktur. Çobanın yanlışını görüp gereğini yapması veya çekip gitmesi ya da gönderilmesi gerekir. Değilse her kesimden suçsuz, günahsız insanlar daha çok ölür.
Ey her kesimden protokole dahil olanlar!
Cenaze namazlarında, “saf saf” çokça saf tuttunuz… Yurttaşları saf yerine koymayın!.. Herkes her şeyi görüyor ve biliyor.
Türkiye’yi yönetenler, Türkiye’yi ayrıştıranlar, insanımızın değerlerini aşındıranlar, her şeyin mübah olduğunu halkın gözünün içine baka baka yaşatanlar, çoktan geride kalanlara hayranlık duyanlar… yaptıklarından ve yaşattıklarından geri adım atacağa benzemiyor.
Sınırlı sayıda teröristi etkisiz hale getireceğiz diyerek kentlerin altını üstüne getirenler, üç milyon Suriyelinin Türkiye’ye yığılmasına önemli ölçüde sebep olanlar, yanlışlarından bir şekilde dönmeli yada döndürülmelidir…
Değilse halkına savaş açan terör örgütü belki biter gözükür ya da biter ama, Türkiye geri getiremeyeceği, yüzyıllar geçse de telafi edemeyeceği çok şey kaybeder.
Ey Muhalefet Partileri!
Demeç vermekten, ayaküstü konuşmaktan, toplumsal olay mekanlarını sonradan ve şöyle bir gezmekten vazgeçiniz! En azından hükümet dışındakiler olarak yan yana geliniz… Aranızda asrın koşulları şöyle dursun, günün koşullarına uygun mutabakatlara varınız, toplumsal sözleşmeler etrafında buluşunuz… Buluştuğunuz ortak noktalarınızı hükümete dayatınız…
Hükümetin”Terörün kökünü kazıyacağız!” söyleminin önüne geçerek, terörün kökü kazınmaya çalışılırken halkın kökünü kazıtmayınız…
Ey İktidar ve Muhalefet Partileri!
Toplumsal ayrışma kanyonlarında, katledilenlere açılan mezarlarda, bombaların açtığı derin çukurlarda iktidarıyla ve muhalefetiyle hepiniz boğulacaksınız… Belki bizler de öldürüleceğiz ama sizler ölümü dahi görmeden öleceksiniz!..Tarihin ve doğanın karanlıklarına gömülmeden aydınlık Türkiye’nin ve Bölge’nin önünü aralayacak ve açacak yeni yöntemler geliştiriniz, yeni hedefler koyunuz!.. Yeni ilişki ağları oluşturunuz!..
Bombalar Parlamentonun çevresinde patlıyor. Ölmeden öldünüz…bunun farkına varınız…bir kez olsun başınızı kaldırarak pencerenizden, fildişi kulelerinizden dışarıya bakınız… Dışarısı susuyor gözükse de gerçekten perişan…Onu sizler perişan ettiniz!..
Evet bombalar çevrenizde patlıyor. Ölmeden öldünüz, bunun farkına varınız. Parlamento’nun çevresinde, “Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir!” diyenler ve bu egemenliği size teslim edenler ölüyor… Onlar ölüyorsa sizler yaşasanız ne yazar?!.
Kafanızı kaldırın ve çevreye bakınız… Ne dramlar yaşanıyor?.. Ne büyük hikayeler gömülüyor… Hem toprağa, hem tarihe! Böyle giderse tarih sizi” öldü!” diye dahi yazmayacak!.. Belki “öldürdü!” diyecekler.
15. 03.2016
Av. Abidin ŞAHİN