YARDIM MI DEDİNİZ!?

3 Nis

Gün bağışlamak, bağışlanmak günüdür. Gün yardımlaşmak, yardım etmek günüdür. Gün dayanışmada ön almak, ön kesmek günü değildir.
Önümüzdeki süreçte anımsamak dahi insanı rahatsız edecek “bağış ve yardım” tartışmasının içine sürüklendik.
Tüm dünya hayatta kalma mücadelesi veriyor. Ceza hukukunun zorunluluk halinden çok daha ağır koşullar yaşanıyor. Dünya, herkes için ölümcül bir salgınla, ekonomi başta olmak üzere hayatın her alanında yaşanan krizle baş etmeye çalışıyor.
Koronavirüs denen bir ejderha insanların ciğerine saplanmışken, Türkiye; yasa, hukuk, yetki tartışması yaşıyor.
Belediyelerin açık ihtiyaç ve talebi karşılamak amaçlı, yaşamsal olduğu kadar insani dayanışma hareketi “bağış ve yardım” kavramları arasında boğulmak istendi. Hatta boğuldu.
Türkiye insanı geleneksel toplum yapısını sürdürüyor. Göçebe, tarım toplumlarındaki yatay dayanışma bizim gibi yapılarda da sürmektedir. İnanç sistemlerinde dayanışma birincil buyruktur.
Geçmişten günümüze, hemen her devlette ve toplumda yardımlaşmak var olmuştur, olmaya da devam etmektedir. Demokratik devlet, sosyal hukuk devleti, sosyalist devlet… gibi sistemlerde dayanışma daha bir kurumsaldır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerinde, üzerinde yaşadığımız topraklarda daha önce kurulmuş devletlerde ve toplumlarda yardım ve bağışlar geniş yer tutar. Anadolu tarihinin hemen her döneminde yardımlaşma kurumları; dayanışma, denetleme, dengeleme, koruma, gözetme…eksenlidir. Vicdan ve adalet temellidir. Hilal-i Ahmer’den gelen Cumhuriyetin Kızılayı, Türk Hava Kurumu, Yardım Sandıkları… benzer amaçlı kurumlardır.
Halk; devlet ve sivil toplum kurum ve kuruluşları öncülüğünde yardımlaşmayı içselleştirmiştir.
Yardım kurumlarının halka mal olmuşluğu önemlidir. Halka mal olmanın temel ölçülerinden biri kurumların işleyişinin şeffaflığı, hesap verebilirliği ise, bir diğeri yönetenlere duyulan güvendir.
Yardımlar, gönüllülük esasına dayalıdır. Yardımın yapılmasını takiben yardım edenler uzakta kalır. Yaptığı yardımın manevi huzurunu duyar. Amaca uygun kullanılıp kullanılmadığını denetlemekten, takipten uzaktır.

Yardımlar, zaman içinde yasal zemine oturtulmuştur. Kurum ve kuruluşların düzenlemelerinde yardımlara, bağışlara yer verildiği gibi konuyla ilgili özel düzenlemeler de mevcuttur. Yardım yapmanın , yardım kabul etmenin, süreci yönetmenin yasal mevzuatı oluşturulmuştur.
Kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş yasalarında ve genel düzenlemelerde anılan konulara yer verilmiştir. Belediye Kanunu, Büyükşehir Belediyesi Kanunu, Yardım Toplama Kanunu bunlardan sadece üçüdür.
T.C. Anayasası’nın kimi hükümlerinde devlete yüklenen görev ve sorumluluklar arasında, düzenlemenin ruhuna uygun olarak, bağış-yardım-dayanışma gibi kurumları kapsayacak belirli hükümlerin yer aldığını görüyoruz. Bunlardan bazıları: -Sosyal hukuk devletine yer verilmiş olması, -İnsanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli tedbirleri almanın devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılması,
-Belediyelerin, özel yasalara tabi yerel yönetim kuruluşları olarak yer alması,
-Devletçe korunması gereken kesimlerin sayılmış olması… gösterilebilir.
Konuyla ilgili yasal düzenlemelerden “Yardım Toplama Kanunu” genel bir kanundur. Kanunlar çatışması halinde özel kanunun uygulama önceliğinin olduğu hukukun temel ilke ve kurallarındandır. Anılan kanunda kamu kurumları sayılmamıştır. Yasanın 31. Maddesinde, “kamu kuruluşlarına tanınmış hak ve ayrıcalıkların saklı olduğu” açıkça hükümleştirilmiştir.
Sosyal hizmetleri düzenleyen hükümlerde herhangi bir kuruma ya da kademeye münhasır yetki verilmemiştir.
Bir kurumun özel düzenlemesi, bir başka kurumun özel düzenlemesinin yürürlüğünü sona erdirmeyeceği de bir başka ilkedir.
Belediyelerle ilgili özel düzenlemelerde; evrensel bir felaket karşısında vatandaşına hizmet götürme ve onun kaynağını bulma görevinin varlığı-yokluğu tartışma konusu dahi edilemez.
Belediye Kanunu, sosyal hizmet ve belediye hizmetlerini yapma ve yaptırma yetkisini ve imtiyazını belediyelere vermektedir. Aynı yasa, borç alma ve şartsız bağış kabul etme yetkisini açıkça sayıyor ve Başkana veriyor. Bağış toplamak değil, bağış kabul etmek.
Büyükşehir Belediyesi Kanunu, karşılıksız bağışları kabul etmeyi ve gerekli tasarruflarda bulunmayı başkanın münhasır yetkileri arasında saymıştır. Bağışlar belediye gelirleri arasında sayılırken, başkanın onayını esas almıştır.
Türkiye halkı yıllardır, bilinçli, bilinçsiz; yönlendirmeli, yönlendirmesiz… değişik kurum ve kuruluşlara ayni ve nakdi yardım yapmıştır. Ayrıca devletin bizzat kendisi, asli görevi olmamakla birlikte, doğrudan ya da vakıf, kamu kurumu ve sair kurum ve kuruluşlar üzerinden yardım toplamıştır.
Bağış toplayan kişi ve kuruluşların sicilinin temiz olması esastır. Güveni sarsan nedenler; hesabın verilmemesi, amaç dışı kullanılması, sürecin şeffaf yönetilmemesidir.
Birçok Belediye gibi, ABB “Altı Milyon Tek Yürek”; İBB “Birlikte Başaracağız” adı altında bağış kampanyası başlattı.
Ankara ve İstanbul Büyükşehir belediyeleri özelinde “bağış toplama” hesaplarına blokeyi de kapsayan 31.03.2020 günlü Bakanlık genelgesi hukuki olmaktan çok siyasidir. Hukuki açıklamalarla rol çalınmak istense de siyasi olduğunu, “Mısırdaki sağır sultan dahi biliyor.”
Engellenmezse: Önüne gelen yardım toplarmış. Devlet içinde devlet oluşurmuş. Toplanan yardımlar terör örgütlerine gidermiş… Aksine; halkın korkularının, duyarlılıklarının bam teline basılarak gerekçe üretilmesi siyasi değilse nedir?
ANILAN DÜZENLEMELER BELEDİYELERE BAĞIŞ TOPLAMA HAKKI TANIMAKTADIR.
Genelge; İktidarın, korona günlerinde dahi, yerel yönetimlerin önemli bir bölümünü kaybetmiş olmasını içine sindiremediğinin resmidir. Tüm dünyanın, ulus üstü bir yönetim oluşturmayı değerlendirmeye aldığı ortamda, yenilginin yerel yönetimler üzerinden devam edeceğinin hesabı içinde olunması asgari olarak korona cenazelerine, evde aç yatan çocuklara saygıda kusur, görevde ihmali davranıştır.
Mevcut siyasi iktidar, yerel yönetimlerdeki 1994 seçim başarısının, diğer faktörlerle bütünleşerek 2002’de genel iktidar getirdiğini yaşadı. Bir dönem sonra iktidardan gitmemenin sonuçları, 20 yıl iktidarda kalmayı getirdi. 1994 sürecinin kendisi için de işleyeceğinden kaygı duyuyor. O nedenle Büyükşehirlerdeki yerel yönetimlerin başını palazlanmadan kesmek istiyor. Kesemiyorsa, iktidarsızlaştırma sürecini işletiyor.
Hedefteki yerel yönetimler bir yıllık süreçte başarılı performans sergiledi. İktidar yetkileriyle ve Belediye Meclisi kıskacıyla özellikle Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyeleri yetkisizleştirilmeye ve başarısız kılınmaya çalışılıyor. Anılan uygulama halkın önünde yaşanıyor.
Yukarda Allah var, eğri oturup doğru konuşmak gerekirse, Başkanlarımız, Türkiye’den öte Dünyaya belediyecilik dersi veriyorlar.
Acı olan böyle bir günde ve ortamda, iktidar sahiplerinin ‘BİRLİK VE BERABERLİK SÖYLEMİNE RAĞMEN’ ince hesap yapıyor gözükmesidir.
Aylar önce kurulması gereken İl Pandema Kurullarının çok geç kurulması ve kararlarının merkeze bağlanması, yardımlara bir genelgeyle engel olunması, tespitlerimizin dayanaklarından sadece ikisidir.
Türkiye, korona sürecinde, hazırlıksız yakalananlar liginde başı çekmez inşallah.
Sağlık Bakanlığı bünyesinde bir bilim kurulu oluşturulması doğru yapılan işlerden biriydi. Geç kalınmıştı ama kurul işliyordu. Kurulun siyasilerin gölgesinde bırakılması, kurula çağrılması gereken kimi sivil ve demokratik örgütlülüklerin çağrılmamış olması noksanlıktı ama bir başlangıç olması bakımından doğruydu.
Bu arada çok olumlu bir gelişme daha oldu. Kıyıda köşede unutulmuş, yurt dışında çalışmaya zorlanmış kimi bilim insanları kurula çağrıldı. Bazıları da sınırlı ölçüde medyada kendilerine yer buldu. Halkın bilime ne denli susamışlığının sözcüleri olarak bilimsel açıklamalarda bulundular. Geniş kitlelerce dikkatle izlendi ve dinlendiler. Ne acı ki bazıları da bedenini öğrencilerine bağışlayarak aramızdan ayrıldı.
İl Pandema kurullarının kısıtlı yetkisi, yerel yönetimlerin oluşturacağı benzeri kurulların çalıştırılmamasına gerekçe kılındı.
Belediyeler, bir yıldır yaptıkları ve kamuoyunca takdirle karşılanan ve kitlelerden geniş destek alan uygulamalarını virüs ortaya çıktıktan sonra da sürdürdüler. Kamuoyunun gözleri önünde yaşanan uygulamalar Başkanları daha bir öne çıkardı. Görünürlükleri, güvenilirlikleri arttı. Kitle ve hemşehri desteği yoğunlaştı.
Süreç ilerledikçe, yarattığı olumsuz sonuçlar çoğaldıkça, virüsün ciddiyeti anlaşıldıkça, belediyelere her türlü talep ulaşmaya başladı.
Belediye başkanları şehr eminiydiler. Eminlik ete kemiğe bürünmeye başladı.
Kent halkı iki yönden başkanlara baskı uygulamaya başladı. Başkanlar bağış yapmak isteyenlerle yardım talep edenlerin arasında sıkıştı. Ayrıca böylesi yaşamsal bir kriz döneminde, görevleri ve sorumlulukları gereği, kentin farklı taleplerini koordine etmek ve yönetmek gerekiyordu.
İhtiyacın gereği olarak kampanyalar başlatıldı. Anılan çerçevede, krizin derinleşmesi halinde daha neler yapılabileceği tartışıldı. Organizasyonların yapıldığı, uygulamaya geçirildiği, hazır olunduğu kamuoyuyla paylaşıldı.
Yakın zamana değin, köylerdeki yaşlı kadınlar, hastalanan birinin canı çeker diye sandığın dibinde elma, (evde saklamanın uğursuz olduğuna inanıldığı halde) lazım olur diye sandıkta kefen bezi, sabun saklardı.
Devletlerin de sakladığı kara gün-dar gün parası olmak gerekirdi ama bu birikimler çoktan tüketilmişti. Sandık çoktan boşaltılmıştı.. İçindekiler Körfeze, Boğazlara, Şehir hastanelerine… saçılmıştı. Tesislere yeni araçlar ve hastalar gerekiyordu. Kriz araçları kapıya bağlamış. Hastaları evinden çıkamaz etmiş. Korona tedavisinin yükü devlete binmişti…
Halkına ben arkandayım diyemeyince, halka arkamda durun demenin yolları ve gerekçesi aranıyordu. Belediyelerin kampanyası tam da bu fırsatı vermişti. Yardım tek elde toplanmalıydı. Hatta gönüllülük dahi ortadan kaldırılabilirdi. Belediyelerin ve Başkanların yükselen saygınlığı sıfırlanmalı, itibarları itibarsızlaştırılmalı, giderek yükselen hizmet ve karizma trendleri çizilmeliydi.
İki başlı yardım toplanamazdı. Merkezi iktidarın topladığı paradan daha fazlasını yerel yönetimler toplayabilir. Derhal önü kesilmelidir, denildi.
‘Üstelik terör örgütleri… var ve yardımlar buralara kayabilir.’ Acilen rol kapılmalı, ön alınmalıydı ve öyle de yapıldı…
‘Geniş halk kitlelerinin küçük bağışlarına engel olamayız, büyük veya üstel sayılar kuramı gereğince karşımıza büyük rakamlar çıkabilir… derhal durdurulmalıdır.’
‘Ayrıca bize, hukuka uymuyorsunuz diyorlar. Bu konuda hukuk kuralları da bizden yanaymış. Meclislerde karar almaları olanaksız. Gün bu gündür. Derhal bir genelge hazırlayalım. Gün doğmadan şehir uyanmadan yürürlüğe koyalım.
Dünya küresel bir salgınla boğuşurken, fiilen milli ve evrensel bir seferberlik hali söz konusu iken, ulusal bütünlüğün tam da zamanı iken tartışmaya alınan konulara bakar mısınız?
Halk; en zor zamanlarda dahi kesesini doldurma çabası içinde olanları iyi tanır. Yeri geldiğinde sağ duyusu sağlamdır. Ayrıca zor zamanların çok becerikli yöneticiler gerektirdiğinin de bilincindedir. Zor günlerde kader birliği edecek olanlara dair derin sezgi sahibidir.
Güvenilir kurum olarak ve bir devlet kurumu olarak belediyeler öne çıkıyorsa bundan çekinmemek, sebebini düşünmek gerekir.
Zorlamayla para toplamanın adı bağış değildir. Milletin dayanışma duygusu ayaklar altına alınamaz. Devlet ve millet isterse yeni varlıklar oluşturabilir. Yaşanan sıkıntıların tümünü aşar.
Ankara Barosu konuyla ilgili açıklamasında yer aldığı üzere; “İyilik temelinde başlatılan dayanışma hareketi, devlet organlarının bir diğerine tahakkümünü değil, bütün kurumlarıyla birlik ve dayanışma içerisinde olmasını temsil etmelidir.”
Kitlelerin en geniş anlamda ölümünün söz konusu olduğu ortamda ideolojik tartışmanın, seçim hesaplarının yeri olamaz. Aksi halde bu türden davranış, koronanın akciğer duvarlarına yapışmasından daha güçlü olarak tarihin duvarına yapışır. Utancını gelecek kuşaklar taşıyamaz. Buna hiç kimsenin hakkı yoktur ve olamaz.

03.04.2020/ANKARA
Av. Abidin ŞAHİN