(Aklını sevsinler. Akıl edemedik. Aklını peynir ekmekle yemiş. Akla ziyan. Akılsız başa neylesin sakal. Kel başa şimşir tarak. Akıl akıldan üstündür… Akıl beynin parçası mı, yoksa kendisi mi? İnsan beyni görmemiş olabilirsiniz ama beyin görmüşsünüzdür. Gelin hep birlikte aklımızla bin yaşayalım. O’nun içinde yer aldığı beynimizi bir beyin cerrahının, hocaların hocasının ağzından, dilinden ve beyninden dinleyelim. Hem de affına, hoşgörüsüne sığınarak. a.ş.) (2) Evet… Beyin Sizsiniz! Beyinsizsiniz değil, Beyin Sizsiniz! Her şey kendi beyninizde, kendi iradenizde, kendi elinizde… Beyin… İnsan beyni! Bir donanım olan beyin, insanı insan, âdemi adam (insan a.ş.) yapan veya yapmayan bir organdır. Akıl yazılımı, zeka ise işletim sistemidir beynin. Beyin, yüz milyar nöron ve bir trilyon glia (lojistik, hizmetkar, destek) hücresi ile dünyanın ummanlarında bulunan toplam su moleküllerinden çok daha fazla elektriki sinyal modellerini ve çeşitliliğini depolar. Ruhumuzun, kimliğimizin, şahsiyetimizin, onurumuzun, haysiyetimizin ve biz olmamızın yegane ve nadide kumaşı, beynimizin sinir iplikçikleri ile örülü olarak, kafatasımızın içerisinde kullanılmayı beklemektedir… Birbirleri ile her an iletişim halinde bulunan bu yüz milyar nöron, 10 üzeri 16 işlem hızında, bilgi, şuur, zihin, bilinç üretmekte, konnektom’umuzu oluşturmakta ve bize yön vermektedir… Daha ilkokula başladığımda babamın bana ilk öğrettiği şey; kitap yırtmanın, kalem kırmanın ve eski bir gazete parçası bile olsa, kağıt üzerine basmanın en büyük günah ve ilme ve insanlığa hakaret ve ihanet olduğudur… Bilimsel yaşantımın sarsılmaz temel prensiplerini oluşturan beş şart; çok soru sormak, çok tekrar ve müzakere etmek, aklıma takılan herhangi bir sorunun, her ne şekilde olursa olsun, cevabını bulmadan asla uyumamak, edindiğim bilgiyi hiçbir karşılık beklemeden isteyene ve layık olana öğretmek ve ilim ve sanat öğrendiğim, bilgi ve tecrübesinden istifade ettiğim hocalarıma, bilginin kaynağına kat’iyetle saygıda kusur etmemek ve onların hizmetinde bulunmaktır. Ancak hiçbir güç, hiçbir kimse senin ahlak, zekâ, akıl, sanat ve bilgi hazineni elinden alamaz… Erdem; kendin için değil, insanlık için yaşayabilmek ve insanlık için bir şeyler yapabilmektir… Zira bilim adamlarının sadece doğum tarihleri vardır, biyolojik olsa bile, hakiki ölüm tarihleri yoktur… Beyni… 1350 gram ağırlığında, suyun içerisinde yüzen, bir trilyon yüz milyar hücreden oluşan bir organ olarak biliyoruz… Beynin iki buçuk milyon gigabaytlık bir hafızası var… Beyinde bir hücrede yetmiş mili voltluk bir elektrik akımı var… Ne kadar bilim o kadar insanlık!.. Beynin %2’sini kullanıyoruz. Yalan… Bir lifte on milyar nöron vardır. Nöron beynin esas hücresidir. Bir de onun hizmetçileri vardır. Beynimizin bir lobu matematiksel, bir lobu duygusaldır. Bir lobu bencildir, egoisttir, har vurup harman savurmak ister; diğer lobu insancıldır, birisi paralel çalışır, birisi seri çalışır, biri aynı anda tüketmek ister, diğeri idareli kullanır. Hiçbir zaman sağ beyin ya da sol beyin kendi başına fikir yürütmez… Bir bağ vasıtasıyla sağ beyin ile sol beyin fikirlerini tartışır, birbirlerine aktarır, sonuçta ortak bir karar verir… Kadınlar yapı itibariyle bir işi yaparken başka işleri de yapabilirler… Yirmi iki bin asıl genimiz var. İnsan ile hayvan arasında yüzde ikilik gen farkı var. İnsanı insan yapan gen değil, konnektom denilen; nöronlar arsında oluşan iletişim sistemidir… Makinalar… Beyindeki nöronların fonksiyonlarına bakarak bulunmuş… Konnektomlarda bilgiyi tecrübeyle beraber işliyoruz ve yaratıcılık ortaya çıkıyor… Önce düşünce ve fikir oluşur sonra hareket ortaya çıkar… Niye derler: Düşüncelerinize dikkat edin, sözlerinize dönüşür, Sözlerinize dikkat edin, hareketlerinize dönüşür, Hareketlerinize dikkat edin, karakterinize dönüşür, Karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür… Felsefe bir yerde bilimin matematize olmuş halidir, yani düşünce sistemidir… Onun ötesi hayaldir. Hayal nedir? Hayalde altı tane parametre vardır; beynin konnektomları, nöronları ile şuuraltı koordineli olarak çalışan altı tane faktör vardır. Bunlar üçe üç çalışır; bir tarafta akıl, vicdan ve ruh vardır; diğer tarafta zeka, ego, şeytan(nefis) vardır. Bunlar aralarında daima çalışır (çatışır a.ş.)…hayal insanın ufkudur… Zeka şeytanidir, akıl ise rahmanidir. Niye din, aklı olmayanı bir şeyden mesul tutmamıştır, akıl ön plandadır, aklı olmayanın dini yok, aklı olmayanın cezai müeyyidesi yok, mükellefiyeti de yok. Ama zekâ hayvanda da var… hayvan yeşil otların daha lezzetli olduğunu bilir, ama onun başkasına ait olduğunu akıl edemez…. Vicdan? Anaksimenes’un bir sözü vardır: “Hepasin hemin hi sineidezis Teos”, “Vicdan içimizdeki Tanrının sesidir.” diyor. Galileo idama mahkûm edilmişti, sonra Lavosier’in kafasını kesmeyi de biz becerdik ya da Bruno’yu yakmayı da becerdik veya Tanrının birliğini ilk önce, milattan önce üç yüzlü-dört yüzlü yıllarda söyleyen Sokrat’ı baldıran zehriyle zehirledik biz veya Copernik’i. Velhasıl kelam vicdan, içimizdeki Tanrının sesidir. Onları katleden, kafasını kesen, baldıran zehriyle zehirleyen ya da Hz. Hasan’ı elmas tozuyla zehirleyen, bugünkü cadı diye bildiğimiz Cade ya da Hz. Hüseyin’i katleden zihniyet, onlarda da vicdan – sözüm ona vardı. Ama hangi vicdan? Dini konularda akıl ve hayal çok önemli, ama eğer Nass varsa Nass’a itibar etmek lazım. Onun için Gazali’yi bile tekfir etmişlerdir. Haçlılar geldiler, bizim kitapları aldılar, Latinceye çevirdiler, Beytü’l Hikme’yi biz yapmıştık önce, almıştık o kitapları sekiz yüzlü yıllarda Halife Me’mun zamanında Beytü’l Hikme’yi kurduk, altınla tercümeleri yaptırdık. Haçlılar binli yıllarda geldi aldı götürdü ama bir şey bıraktılar. Siz tekkeyle, zaviyeleri bırakmayın sakın, onlarla devam edin dediler. Hala oradan çıkamadık bir türlü… Diğer tarafta ne var? Zekâ var. Zekâ şeytani, “bulmuşsun işte nerede bulacaksın, fırsat bu fırsat stok yap…” Diğeri nefis, sonra ego… Beynin akıl ve zekâ olarak ayrımlanan iki lobu çatışır. Biri kazanır… Diğeri ona itiraz etmez. (kazanan zekâ ise…) akıl da artık ona der ki, “madem bu şekilde hırsızlık yapmaya karar verdik, oradan gitme bak polis buradan geliyor” der ve ikaz eder… Kazık attım doğru ama uyduk nefsi emareye der, geçersin…
Aralık, 2019
Av. Abidin ŞAHİN
(1) BEYİN SİZSİNİZ, Prof. Dr. İsmail Hakkı AYDIN (Tıp Profesörü, Beyin Cerrahı, Bilim Adamı, Düşünür, Teolog, Yazar, Şair, Güftekâr.) Bu yazı; “Ölçülemeyen hiçbir şey bilimin konusu olamaz. Her şey ölçülebilirdir.” diyen Hoca’nın, affına sığınarak, anılan yapıtından seçkiler olarak alıntılanmıştır.
(2) ( a.ş.) olarak konulan işaret tarafıma aittir.