ANAMLA BİRLİKTE GİDEN 2018

2 Oca

Gidenin arkasından konuşulmaz, varsa güzel değerlendirmeler yapılır. 2018 bazılarımız için acılarını, neredeyse tümümüz için sıkıntılarını geride bırakarak ardına bakmadan bir aralık günü zamanın ufkundan aştı. Arkasından su dökeni olmadı. İçimizden gelerek, bir daha gelmesin böyle bir yıl, diyenimiz çok oldu.

Yeni yıla yeni  umutlarla girilir. Gayet de doğaldır. Umudu tüketmemek esastır. Ne acı ve ne gariptir ki; onlarca yıldan beri her geçen yıl bir öncekini aratmakta, gelecek olandaki umutları azaltmaktadır. Daha vahim olanıysa, yurdum insanının önemli bir kesiminin yaşananı sadece seyretmesidir.

Kanıksadı bu  kesim, hayatında olmaması gerekenleri. İtaate tapındı, her nerede görülürse itaatsiz ezilmeliydi. Tekrarlanan zamanın değirmeninde erirken, zamandan arta kalacağını düşündü. Bilmedi ki 2019’un da diğerleri gibi bir gün gideceğini, zamana yetişmenin pek de mümkün olmadığını…

Ülkemizde ve bölgemizde yaşananlar mutsuzluk verdi, umutsuzluğu yoğunlaştırdı. Bölgede ve ülkede yaşanan savaş ortamı, ayrıştırmalar, toplu kıyımlar, cinayet boyutundaki kazalar, hukuksuzluğu açık, yasallığı tartışmalı seçimler, ölümler, kadın cinayetleri, çocuk istismarları, diz boyu haksızlıklar, hukuksuzluklar, adalet saraylarında hak ve adalet arayışlarını örten adaletsizlikler, ekonomik krizler, kanıksanmışlık, mutsuzluk… yaşananlardan bazılarının satır başlarıdır. İçimizi karartıyor ama görmesini bilene gerçeğin fotoğrafı böyle söylüyor…

Sıraladıklarımız yetmezmiş gibi 2018 Annemi de aldı bizden, götürdü beraberinde!..

Anadolu’nun analarından biri olan Anam, 90’larını yaşayacaktı ki organları yetmedi.  Topluca yorulmuşlardı. Ayağıyla girdiği iki ayrı hastaneden çok kısa sürede cenazesini aldık.

Klasik deyimle her ölüm erken ve acıdır ama ölümün de hayırlısı varmış. O hayatta kimseye yük olmadı. Yük taşımaya alışkınız, taşırız ama ölürken de kıyamadı çocuklarına ve yakınlarına, ‘analar böyledir’ işte, sessizce ayrıldı çok sevdiğimiz yalan(!) dünyadan. Yakın çevresiyle helalleşerek, “beni evime çıkartın, orada öleyim!” diyerek, doksan yıl önce  konduğu zamanın dalından, uçtu bir gece vakti, bir daha dönmemecesine..

Anama dair ölüm iletimde vurguladığım gibi, “…Doksan yıllık ömrüne  ülkem kadınlarının yaşadığı her türlü sıkıntıyı sığdırdı…”

Torunlarından Ceren “İnci”: “ Dilerim bir şansın daha vardır

Hayata…

Bu kez

Daha Kadın

Daha Sevgili

Daha Kıymetli… hissedebilerek.

Bedenindeki, ruhundakileri toprağına kat ve huzur bul şimdi

Nur ol…

Güzel Babannem…!  derken,

Zafer Onur: “ ‘Gadasını aldığım, kurban olduğum Güzel Anne annem…dedi.                                                                                           

‘Yaşları uzun olsun, Anamda torun çok,’ bir başka torunu Ezgi Gözde: “ Acıktın mı… Bir parça ekmek… İki kaşık yoğurt isterdin her zaman… Son isteğin de bir kaşık yoğurt oldu… ’Kurban olduğum!’ derdin her bir canının canına… Hoşca kal kurban olduğum!.. MEKANIN CENNET OLSUN!..” cümleciklerini ekledi.

Yaklaşık otuz yıl önce çekilen bu fotoğrafta, çocuklarından ve torunlarından bir kesimin gerisinden ve araladığı boşluktan gülümsemeye çalışan, çoğu ana gibi, onlar yemeden yemeyen kadın.

Kimdi İnsaf Avcı Şahin?

Şahin soyadıyla, her nasıl aldıysak bir dönem nüfus cüzdanı vardı ama, annem hiçbir zaman yasal olarak ‘Şahin’i kullanamadı. Çünkü evlilik cüzdanı, resmi nikahı olmadı.

Anne annem (yerel deyimle Ebem) Fatma, komşu köy Salıcık’tandı. İlk evliliğini kendi köyünden biriyle yapar, bir kızı olur, eşini çok genç yaşta kaybeder.

 İkinci evliliğini dedem Mehmet Ali’yle (Koca’yla) yapar.

Yaylacılık dönemlerinde “Koca” adı bizim köyde çok kullanılır. Yaylanın en yüce noktasında, dört bir yanı, en az dört ilin topraklarını gören ıssız bir tepenin doruğunda birbirine tutunurcasına yüzlerce yıldır yaşam mücadelesi veren üç ardıç ağacı, hep birlikte yatır olup adı Koca Baba (Dede)’dır. Bu nedenle olsa gerek,  yaylada doğan erkek çocukların ilk adı Koca’dır. Koca, nüfus dairesinden içeri girememiş ama hep kullanılmıştır.

Kocayla  Fatma’nın üç kızı olur. En küçükleri anamdır. Fatma – ne acı ki – hızlıca oğlan doğurarak Haseki olamamıştır.

Dedemin, anne annemden çok daha küçük bir amca kızı vardır. Hem de tek çocuktur ve bekardır. Amca kızının mahallesindeki arazi payı dedemin iki katıdır. Amca kızı dedemle evlenmelidir, değilse arazi elden ve ele gider. Mülk kadının babasından da gelse sonuçta bir erkeğin olacaktır. O tarihten sonra Ebem artık kumalı bir kadındır.

Hemen oracıkta ebemin üç kızıyla mekanı-penceresi, aydınlığı damda-eski ev olur. Dedem yeni eşiyle yeni evdedir. Ebemin ve kızlarının her bakımdan onuru kırılmıştır ama yapacak fazla bir şeyleri yoktur. Bir yıl kadar sonra Dedem yeni eşinden bir oğlan sahibi olur. Dedem o mutlulukla, ailesini yeni evinde bir araya toplar.

Üç kız büyür, hepsi de güzeldir, sırayla evlendirilirler. Anam ilkokulun ilk dönemini okur. Daha ileriye gitme olanağı bulamaz. Evde, ağılda, dağda, tarlada, bağda yapacak daha önemli işler vardır.

Anam artık evlendirilecektir. O’nu isteyenler arasında – yanlış anlaşılmasın ama –  bir de kadın vardır. O kadın, babamın ilk eşidir. Babamla on yıl kadar evli kalmasına rağmen – Sivas’ta geçirdiği bir yanlış ameliyat nedeniyle – çocuğu olmamaktadır. Babam yeniden evlenme kararlılığındadır, ailesi de aynı şekilde düşünmektedir. Üvey Anam, ki beni büyüten ve bizi çok seven kadındır. Anamın akrabasıdır, babamın başka bir kadınla evlenmesine izin vermez, kendisinin istediği kızla evlenmesine çaba gösterir ve başarılı da olur.

Anam bir erkeğin ikinci eşi olmak istemese de, ailesi ve yakın çevresi babamla evlenmesine razıdır. Babam, çevre köyler ölçeğinde hali vakti yerinde, tanınmış kalabalık bir ailenin etkili üyesi ve köyün doğal lideri konumunda, oldukça zeki, pratik düşünen, sorunlara çözüm üreten biridir. Okur-yazardır, İkinci Dünya Savaşı ve sonrası koşullarında köyün oldukça genç denecek yaşta muhtarıdır.

Yıl 1948, babam iki evli, analarım kumalı kadındır. Aileye yeni bir iş gücü katılmıştır ama kadınlar arası tartışmalar ve kavgalar hemen oracıkta başlamıştır. Her üçünün de birbirinden çekeceği vardır. En çok da Anamın…

İkinci kadın İnsaf’ın temel görevi çocuk doğurmaktır. 20. Yüzyılın yarısına girilirken bir erkek çocuk doğurur. O çocuk benim. Babamın çocuğu olmuştur, hem de oğlan. Ailede ve köyde babama duyulan sevgi ve saygıdan, uzun süre çocuğu olmamasından dolayı neredeyse herkes beni sahiplenir, ilgi gösterir ve üzerime düşer. Fakat biri vardır ki, beni, beni doğuran kadınla dahi paylaşmak istemez. O andan itibaren üvey Anamın oğlu olarak büyümek üzere yaşayan bir çocuğum.

Anam çocuk doğurma görevini yirmi yıl başarıyla sürdürür. On çocuk doğurur, ikisi hayata yeni başlarken tutunmakta zorlanır vefat eder. Üçü kız beşi oğlan sekizi hayattadır.

Fotoğrafı 1970 Şubatında çektim. Seyrettikleriniz iki anam ve yedi kardeşimdir.

Ailemiz orta ölçekli bir çiftçi ailesiydi. Her türden hayvanımız, tahıl ve hayvan yemi  üretimimiz, bağımız, bahçemiz… vardı. Çobanımıza, çiftçimize rağmen, insan gücüne dayalı üretimin temel girdisi Anamın emeğiydi. Kadın emeğiydi. Yazları hayvanlar yaylaya çıkartılır, Anam köyde yerel deyimle-damda-kalırdı.

Sabahleyin erkenden kalkar, ekmeği pişirir, beşikteki çocuğun bakımını yapar, ırgatların ve kocasının kahvaltısını ve öğle yemeğini hazırlar, beşiği sırtına, yiyecekleri koluna takar, tarlanın, bahçenin, derenin-tepenin yolunu tutardı. Varsa çocuğun beşiğini bir ağacın altına indirir. Çoğu kez geç kalmış olmaktan kaynaklı  azar işitir. Sonra güçlü ve becerikli bir ırgat gibi çalışmaya başlardı.

Akşam neredeyse gün batımında eve döner, akşam yemeğini hazırlar, gündüzden kalan işleri yapardı.

 Hanemizde yatılı ya da yatısız misafir eksik olmazdı. Kimi ‘çat kapı, ben geldim,’ kimi ‘Tanrı misafiri’ der kapıdan girerdi. Ev halkının ötesinde bir de yemekli, yatılı misafir ağırlanırdı.

Kış ayları da değişen bir şey olmadığı gibi, mevcut iş yüküne bir de hayvanların kış besisi eklenirdi. Bu işler de ağırlıklı olarak kadınlar üzerinden yürürdü.

Son birkaç yılı hariç, okula giden çocuklarının yanında, daha çok kış aylarında kalmak için şehre inmenin dışında, şehir yüzü görmedi. Hep köyde kaldı, zor koşullarda hayatı göğüsledi. Yaşadığı hayatı hayat sananlardandı. Her şeye karşın, O yine de mutluydu…

Babam, 1970’in başında meşe dallarından hayvan yemi yığarken hayatın ayaklarının altından kaydığını, kısa süre sonra gün gelip onulmaz bir hastalığa yakalanacağını bilemezdi. 1986 hayatının sonu oldu. İki kadın iki küçüğümüzle birlikte köyde yaşamak zorunda kaldı.

Anam,ölünceye değin çalıştı. Hep bir şeyler üretmenin peşinde oldu. Ayağını bastığı, ömrünü geçirdiği topraklar – toprak ana – dile gelse kim bilir neler söyler. 2018’le birlikte sonsuzluğa gönderdiğimiz kadın böyle bir kadındı. İşte onlardan birinin hayatının özeti böyle bir hikayeydi… Anadolu’nun Anaları böyle analardı, büyük çoğunluğu hala böyle. Çoktur çevrenizde bu hikayeden…

31 Aralık 2018-01 Ocak 2019, ANKARA

Av. Abidin ŞAHİN